Makale Özetleri

Konu Özet
A Sectoral Analysis Of Spatial Regional Employment Dynamics Of Turkish Provinces This paper aims to analyse how the concentration of sectoral employment across Turkish provinces has changed between 1985 and 2000. First, a beta convergence analysis of the provincial employment rates for manufacturing, agriculture and services are performed by employing a seemingly unrelated regression model(SUR). Then this model is extended in order to capture the spatial aspects of the employment dynamics, where spatial dependence is handled in alternative ways. In the second part of the paper, on the otherhand, spatial variations in the relationships are examined with geographically weighted regression (GWR) to reveal some geographical variations in the results.
Income Inequality and Economic Convergence İn Turkey Even though the convergence of regional per capita incomes has been a highly debated issue internationally, empirical evidence regarding Turkey is limited as well as contradictory. This paper is an attempt to investigate regional income inequality and convergence dynamics in Turkish GDP. First, Theil coefficient of concentration index has been employed in order to analyze the dispersion aspects of convergence process which shows a pro-cyclical character. Then, the paper investigates the convergence dynamics, taking regional interdependencies into account. Empirical results indicate that there is convergence at the national level. Moreover, spatial error model is preferred by the model selection criteria, indicating that typical least squares regional convergence model is misspecified.
A New Series For Istanbul Stock Exchange The availability of a stock price index which consists of relatively strong firms in its calculation is important both for investors and researchers. For Istanbul Stock Exchange (ISE), ISE-100 is an index which covers all the history of the market but especially for the initial years almost all of the stocks are included in the calculation so the criterion of existence of relatively strong firms in the calculation is not satisfied for ISE-100. On the other hand, another index for ISE is ISE-30 which includes only 30 stocks in its calculation and they may be considered as relatively strong ones. Unfortunately, ISE started to calculate this index with the beginning of 1997 so there is a lack of 10 years of period of time. This paper tries to fill this gab by calculating a new index, named ISE-20 where stocks which have relatively high trading volume and an unbroken price sequence are included in the calculation.
Effects Of Crises On The Relationship Between Macroeconomic Variables And The Stock Market: A Case For Turkey Turkey, in the recent history, faced two major economic crises which were in April 1994 and February 2001. In this paper, we examine whether the risk return relationship as well as the effects of two macroeconomic variables, output growth and inflation, on real stock returns and volatility changed or not due to these crises using three different monthly indices of the Istanbul Stock Exchange. We study the effects both for the whole period and the subperiods that we determine regarding the times of the crises using EGARCH-M framework. Our results show that the risk-return relationship changes as the economy moves from one regime to another. Moreover, the crises cause some changes on the relationships between stock returns and macroeconomic variables. The greatest impact of the crisis is seen in the Financial Sector.
Farklı-Varyans Uyumlu Kovaryans Matrislerine Ait Tahmin Edicilerin Sapmaları Bu çalışmada, regresyon analizindaki hata terimlerinin farklı varyansa sahip olmaları varsayımı altında katsayılar matrisinin En Küçük Kareler tahmin edicisi dikkate alınmış ve bu terimin kovaryansının tahmin edicileri incelenmiştir. Öncelikle durumun inceleneceği model kurulmuş ve varsayımlar açıklanmıştır. Daha sonra ise tahmin ediciler tanımlanmıştır. Bu tahmin edicilerin sapmaları ayrı ayrı hesaplanmıştır. Ayrıca bu sapmaların azaltılabilmesi için bir yöntem teklif edilmiş ve bu yöntemin sapmaları azalttığı gösterilmiştir. Sapmaların yanısıra varyanslar ve hataların karelerinin ortalamaları da hesaplanabilmektedir. Bu çalışmanın katkısı çok sınırlandırıcı varsayımlarla da olsa daha önce simülasyonla yapılabilen karşılaştırmaları analitik olarak yapma yönünde bir adım oluşturmasıdır.
Inflation Targeting: An indirect approach to assess the direct impact Bu çalışmada heterojen enflasyon beklentilerindeki enflasyon hedeflemesine geçilmesini izleyen degisikligin enflasyonun zaman serisi özelliklerinde meydana getirdigi değişiklikler incelenmektedir. Bu kapsamda ilk aşamada Granger (1980) çalışmasına kadar dayanan uzun hafıza modellerinin daha yakından incelenmesi ele alınmıştır. Bireysel kısa hafızalı zaman serilerinin toplanmasıyla meydana gelen bu modellerde yapılan incelemeler kısa hafıza parametresindeki heterojenlik ve bir değerine olan yakınlığın çok önemli olduğunu göstermiştir. Bu kısa hafıza (otoregresif) katsayının heterojenliğinin ve seviyesinin düşmesiyle toplamdaki uzun hafızanın kaybolduğu gösterilmiştir. Bu hipotezi test edebilmek için enflasyon hafızası ve enflasyon beklentileri arasındaki ilişki kullanılmıştır. Enflasyon hedeflemesine geçilmeden önce heterojen ve ardışık bağımlılığı yüsksek olan bireysel enflasyon beklentilerinin, hedeflemeye geçilmesiyle birlikte merkezi para otoritesinin yaptığı anons çevresinde odaklanmaya başlaması amaçlanmaktadır. Bu beklenti ve bizim teorik bulgularımız, enflasyon hedeflemesine geçilmeden önce heterojen enflasyon beklentilerinin sebep olduğu enflasyon uzun hafızasının, hedeflemeye geçildikten sonra kaybolacağına işaret etmektedir. Böyle bir enflasyon hafızası kısalmasının yaşanıp yaşanmadığı 7 ülke verisi üzerinde yapılan ampirik bir çalışma ile test edilmiştir. Bulgular bu 7 ülkede de enflasyon hafızasının keskin bir şekilde düştüğünü göstermiştir.
Foreign Exchange Crisis, Structural Shifts and Volatility: An Interpretation of Turkish Case Türk ekonomisinde 1994 ve 2000 yıllarında ortaya çıkan iki finansal krizi tanımlamak amacıyla içsel olarak kırılma noktalarını belirlemek için reel döviz kuruna Lumbsdaine ve Papell (1997) birim kök testi (unit root test) uygulanmıştır. Lumbsdaine ve Papell (1997) birim kök testi reel döviz kurundaki kırılma noktalarını içsel olarak belirlemiştir. 1994 ve 2000 krizleri nedeniyle 2000 sonrası döviz kuru rejimindeki dalgalanmaları ortaya çıkarmak için birinci dereceden iki-durumlu rejim değişimi AR(1)-ARCH(1) süreç kullanılmıştır. Bu süreç den elde edilen bulgular 2000 sonrası döviz kurunun serbest dalgalanma sürecinde ayarlanabilir döviz kuru dönemi ile karşılaştırıldığında daha yüksek oynaklığa sahip olduğunu göstermektedir.
The Stability of the Turkish Phillips Curve and Alternative Regime Shifting Models Bu çalışma Türkiye'de Phillips eğrisinin istikrarsızlığını incelemektedir. Çalışmada çoklu yapısal kırılma ve Markov değişim modelleri kullanılmış ve bu iki modelin performansı değerlendirilmiştir. Kullanılan veriler aylıktır ve 1987-2004 dönemini kapsamaktadır. Çalışmanın bulgularına göre Phillips eğrisi doğrusal ve asimetrik değildir. Enflasyonun kalıcılığı doğrusal modele gore daha düşük bulunmuştur. 2001 yılından sonra enflasyonun kalıcılığında ufak bir azalma gözlemlenmektedir.
Relationship Between Inflation, P/E Ratios And Stock Price Behaviors In Emerging Markets: Empirical Evidence From Istanbul Stock Exchange Bu çalışma IMKB'de yeni seri "Endeks-20" kullanılarak fiyat/kazanç oranları, iki makroekonomik değişken; üretici fiyatları endeksi (ÜFE), tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) ve hisse senedi fiyat hareketleri arasındaki ilişkiyi makroekonomik modeller kullanarak ölçen bir çalışmadır. IMKB ulusal-30 büyük oranda halka açık, diğer endekslere göre daha likid ve büyük şirketlerden oluşmaktadır. Bütün piyasanın bir göstergesi olabileceğinden bu endeks araştırmacılar için çok büyük önem taşımaktadır . IMKB 1986 yılında aktif hale geçmesine rağmen, ulusal-30 endeksi 27 Aralık 1996 yılından itibaren hesaplanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla 10 yıllık bir boşluk vardır. Bu çalışmada IMKB'nin kuruluşundan (1986) itibaren başlayan, büyük ve likiditesi yüksek şirketlerden oluşan yeni bir endeks oluşturulmuştur dolayısıyla bu endeks yukarda bahsi geçen on yıllık boşluğu doldurmaktadır. Bu endekste olan firmaların büyük ve likid olarak tanımlanması, işlem hacimlerinin yüksek olduğu ve geçmiş dönemlerde IMKB'de bu şirketlerle ilgili herhangi bir problem yaşanmadığı şeklinde algılanmaktadır. Bu tür bir endeksle çalışmak araştırmacılar için çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu çalışmadaki regresyon sonuçları, hisse senetlerinin getirileri için fiyat/kazanç oranının anlamlı bir açıklayıcı değişken olduğunu ortaya koymaktadır, fakat TÜFE ve ÜFE için korrelasyon katsayıları anlamlı düzeyde değildir. Bu sonuç bu iki değişkenin hisse senedi getirilerinin açıklanmasında anlamlı olmadığını göstermektedir. Bu çalışmada EGARCH modeli kullanılarak İstanbul Menkul Kıymetler borsasında simetri olup olmadığıda test edilmiştir. Sonuçlar İMKB'de asimetri olduğunu göstermektedir, bundan dolayı TÜFE ve ÜFE'nin hisse senedi getirisinin hem ortalaması hemde volatilitesi üzerindeki etkisini ölçmek için EGARCH modeli kullanılmıştır. EGARCH modelinin sonuçları TÜFE ve ÜFE'nin hisse senedi getirilerinin ortalaması ve volatilitesi üzerinde bir etkisi olmadığını ve bu iki makroekonomik değişkenin Türkiyede hisse senedi getirilerinin ve volatilitelerinin iyi birer açıklayıcısı olmadıklarını göstermektedir.
Finansal Olarak Kırılgan Ekonomilerde Para ve Kur Politikası Gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde merkez bankaları, sermaye akımlarının aniden tersine dönmesi, sorumsuz maliye politikası ve geçmişte uygulanan sicili bozuk para politikaları ve son olarak ekonomide yoğun bir şekilde varlığı hissedilen dollarizasyon soru gibi sorunlar nedeniyle gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarından farklık göstermektedirler.Bu çalışmada, finansal olarak kırılgan ekonomilerde risk-eklenmiş kapsanmamış faiz haddi paritesinden hareketle, gelişmekte olan piyasa ekonomilerine özgü baskınlıklar altında Amerikan hazine bonosu, risk primindeki ve döviz kurundaki değişmelerin farklı kur rejimi ve piyasa gelişmişlikleri sahip ekonomiler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada, geçmişin kırılganlık kaynağının teşkil eden kur rejiminin bu gün şokları emen bir mekanizmaya sahip olup olmadığı sorusuna yanıt aranacaktır. Çalışmadan elde edilen bulgular ise, dalgalı kur rejimi altında enflasyon hedeflemesi gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde iyi çalışmasına rağmen her derde deva olmamaktadır. İstikrar odaklı para politikası ve sorumlu bir maliye politikası uygulanan politika demetinin önemli bir bileşeni olmaktadır. Calvo ve Mishkin (2004) çalışmalarında da belirtikleri gibi kur rejimi tercihi ikinci dereceden önemli bir sorundur. Kurumsal reformlar (bankacılık sektörünün politik iradeden bağımsız ve etkin bir şekilde gözetimi, yabancı para birimi cinsinden uyumsuzlukların ortadan kaldırılması, ekonominin daha dışa açık hale gelmesi ve piyasa dostu ekonomik önlemler) özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde konjonktür karşıtı para politikası uygulamasında ve makro ekonomik performansın sürdürülmesinde oldukça kritik bir role sahip olmaktadır.
Convergence in Measures of  the Quality of Life: Evidences for EU Members and a Candidate Country, Turkey It is well accepted knowledge that GDP per capita is an ideal measure of a country's economic progress. Kuznets (1941) proposed that welfare measures start with national income. However, one should also incorporate other factors such as nonmarket activities, leisure and inequality. In addition, numerous other studies linking income (per capita growth of GDP) with other potential measures for (elements of) the quality of life (or growth in subjective well being). People in countries with higher GDPs per capita have longer life expectancies, lower infant mortality, better access to basic education, better protection of their political rights. (see for example, Pritchett & Summers, 1993; or Gangadharan & Valenzuela, 2001). While many studies have found a link between income and other potential measures of the quality of life (such as, The UNDP's Human Development Index and the Overseas Development Council's Physical Quality of Life Index ), it is also easy to show that across countries or regions at a single time, that link is far from linear and universal (Kenny 2004).
This paper aimed to provide an evidence on convergence in quality of life indicators given in above mentioned survey regarding EU zone countries and a candidate country Turkey. In 2003, the European Foundation conducted fieldwork for its First European Quality of Life Survey in 28 countries: the EU25, two acceding countries-Bulgaria and Romania an done candidate country, Turkey. The survey was a questionnaire-based, representative household survey, which aimed to analyse how variouslife factors affect Europeans' quality of life. In particular, it adressed a number of key areas: employment, economic resources,housing and local environment, family and household structure, participation in the community, health and health care, knowledge and education and training. In this study, we use convergence measure to identify the similarities and differences as well as policy implications. There are a number of methods of measuring convergence. "Sigma" convergence is a decline over time of the cross-sectional dispersion of a variable, which can be measured by looking at the size of the standard deviation. For variables that trend upward (or downward) the coefficient of variation might provide a better reflection of convergence or divergence. Another approach to measuring convergence searches if the variable displays mean reversion. This measure is known in the literature as beta convergence. We will use both sigma, beta and coefficient of variation convergence, the standard deviation and the coefficient of variation, but also look at the mean reversion of the variable. There are some of the challanges facing European and candidate country Turkey's policy makers today. It is believed that the findings of this paper can contribute to shaping employment and social polies aimed at improving quality of life for all people living in the EU zone.
"Does Inflation Targeting Matter? Evidence From Industrialized Countries" Bu çalışma, yarı-yapısal dinamik bir zaman serisi modeli çerçevesinde, enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan gelişmiş ekonomilerin bu rejimi uygulamayanlara göre sağladığı avantajları araştırmaktadır. İlk olarak, modeldeki zaman değişkenli parametreler yardımıyla “enflasyon antipatisi” ölçümü hesaplanıp, bu ölçümün iki grup için istatistiksel analizi yapılmaktadır. Daha sonra da, üretim açığına gelen ve enflasyonist olarak nitelendirilebilecek talep şoklarının enflasyon üzerindeki etkisi yine bu iki grup için incelenmektedir.
Çalışmanın ampirik bulgularına göre, “enflasyon antipatisi” ölçümü iki grup için de son dönemde artarken, bu artış enflasyon hedeflemesi uygulayan grupta istatistiksel olarak daha fazla olmuştur. Daha da ilginci, üretim açığına gelen şokların enflasyon üzerindeki etkisi, enflasyon hedeflemesi rejimine geçildikten sonra önemli oranla düşerken, bu rejimi uygulamayan ülkelerde bu tür bir değişim gözlenmemektedir.
"Borsa Getirisi, Üretimdeki Büyüme ve Enflasyon Arasındaki İlişkinin Sektörel Analizi" Finans literatüründe borsa getirisi, üretimdeki büyüme ve enflasyon arasındaki ilişkiyi sektörel olarak inceleyen çok az sayıda çalışma vardır. Bu çalışmalar arasında yer alan Boudoukh, Richordson and Whitelaw (1994) tarafından yapılan bir çalışmada sektörler döngüsel (cyclical) veya döngüsel olmayan (noncyclical) olarak gruplandırılmıştır. Döngüsel sektörlerde, sektöre ait üretimdeki büyümeyle sanayi üretimindeki büyüme arasında çok yüksek bir korelasyon ilişkisi bulunmaktadır. Bunun tam tersi döngüsel olmayan sektörler için de geçerlidir. Boudoukh, Richordson ve Whitelaw (1994)’un Amerika üzerine yaptıkları çalışmalarının sonucunda, döngüsel sektörlerde borsa getirisi ve beklenen enflasyon arasında positive bir ilişki olduğunu döngüsel olamayan sektörler içinse negative bir ilişki olduğunu göstermişlerdir. Bu çalışmada, aynı ilişkinin IMKB için de geçerli olup olmadığı incelenmiştir.
"Cost of Direct Foreign Investment in Developing Countries" a) Foreign Direct Investment with Hysteresis: Short term Rescue or Long-term Sentence:The foreign direct investment often regarded by countries with balance of payment problems as a potential source of salvation. Consequences of a rise of direct foreign investment are analysed within two country, four product, six asset small macro-model. and is shown to have two distinct and offsetting effects. The first effect improves the balance of payments and prevents devaluation or/ depreciation of the currency. The second effect, the depreciation of the real exchange rate and raises the return on capital..
In both cases net international debt increases. If foreign direct investment is withdrawn a consequence of their being the multiple equilibria in the model is that the domestic country may get stack in a debt-trap. Similarly hysteretic behaviour is displayed in the real exchange rate.
b) Welfare cost: It is shown that contrary to the conventional wisdom it is likely that the recipient country will suffer a welfare loss, even though it reduce its trade balance, and despite it is having a comparative advantage in production in the sector in which direct foreign investment takes place. Traditional analysts have tended to focus somewhat disproportionately on the effect of direct foreign investment on the trade balance, assuming that improvement in the trade balance inevitably implied improvement in the welfare. The use of a properly micro-founded two country model allows this orthodoxy to be challenged.
An Empricial Investigation Of Service Quality And Customer Safisfaction In Professional Accounting Firms: Evidence From North Cyprus Business organizations make considerable use of professional services. However, it has received less attention in the context of professional business services than of other consumer services in general. This study represents an empirical assessment of service quality and customer satisfaction in professional accounting firms operating in North Cyprus. The general purpose of this study was to examine the potential of SERVQUAL, an instrument frequently employed to assess the quality of consumer services, in professional accounting firms and to identify those managerial actionable factors that impact customer satisfaction. In addition, the study explored the relationship among customer satisfaction, service quality, firm image, and price of service rendered.
The results of the empirical study indicate that (1) the SERVQUAL instrument with five-dimension provides good measurement of service quality in the context of professional accounting business; only one (i.e., empathy) out of five dimensions of SERVQUAL were statistically significant related to customer satisfaction, (2) service quality has a positive effect on customer satisfaction (3) firm image and the price service have positive impact on customer satisfaction, and (4) the price of service directly influences service quality. The impact on satisfaction from highest to lowest in order was, overall firm image, price compared to quality and service quality (empathy), respectively. This tells us the firm image is the most important factor to customer satisfaction, price next and service quality last from firms' perspective. From our empirical results, we may infer that the client believe that no matter which accounting firm they choose should have a certain degree of service quality guaranteed in the highly competitive battle field.
Economic performance and political outcomes: An analysis of the Turkish parliamentary and local election results between 1950 and 2004 The results of twenty-five Turkish elections for parliament and local administrations between 1950 and 2004 are studied. Turkish voters are found to take government’s economic performance into account but not look back beyond one year. Furthermore, they are found to hold the major incumbent party responsible for both growth and inflation but minor incumbent parties, only for inflation. Also, they appear to vote strategically, especially in local and parliamentary by elections, to diffuse power. Finally, all parties exhibit a steady depreciation in their political capital while in office. These conclusions are essentially in conformity with the literature on other countries.
The costs of inward direct foreign investment to developing countries In this paper a two-country general equilibrium extension of the Stockman -Lucas equilibrium exchange rate model is developed. This optimizing framework gives the opportunity to analyse the e? ect of foreign direct investment on trade and welfare of both the investor and the recipient countries. It is shown that, contrary to conventional wisdom, it is likely that the recipient country will su? er a welfare loss, even though it may improve its trade balance, and despite it having a comparative advantage in production in the sector in which direct foreign investment takes place. Traditional analysts have tended to focus somewhat disproportionately on the effects of foreign direct investment on the trade balance, assuming that an improvement in the trade balance inevitably implied an improvement in welfare. The use of a properly micro-founded two-country model allows this orthodoxy to be challenged.
Macroeconometric  Models for Turkish Economy The study presents the specification and estimation of TURKPOL( Turkish Economic Policy Model) , a macroeconometric model for Turkey. It consists of 13 behavioral equations. The model TURKPOL combines Keynesian and neoclassical elements. The model is based on Keynesian macroeconomic theory in the sense of conventional IS-LM /aggregate demand- aggregate supply models. The supply side incorporates neoclassical features. The model contains behavioral equations for the money market, foreign exchange market, factor demand, imports, consumption and labor supply. The public sector contains equations for net tax revenues and government expenditures on goods and services. Expectations are assumed to be adaptive. This is modeled by using the partial-adjustment dynamic specification that is including the lagged dependent variable in almost all behavioral equations. The inclusion of lags is also justified by the existence of adjustment costs. The model is based on quarterly data and the model is able to take better account of short-term developments in key variables.
Common Features and Stylized Facts in Turkish Macro Economy The question of importance of the common features in macroeconomy particularly in real business cycle studies is by now widely understood and manifests itself in numerous studies. On the other hand, in spite of the abundance of studies focusing on developed economies, there has been very few works related to developing countries. This paper attempts to fill this gap, at least to some extent, by using quarterly observations on consumption, investment and output in Turkey to investigate both the stylized facts and the common features. The methodology is based on the multivariate structural time series framework. Empirical results indicate that these aggregates do not have a common cycle; however, a common slope with smooth trend is not rejected indicating that the series are linked with cointegration of type CI(2,2).
Araştırma-Geliştirme Harcamaları ve Ekonomik Büyüme İlişkisi Üretim faktörlerinin verimli olarak işlemesi ve üretim sürecine yansımasını sağlayan temel faktör teknolojidir. Teknolojinin gelişimi ancak Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge)faaliyetleri ile mümkün olabilmektedir. Ar-Ge harcamalarının arttırılması, üretim süreçlerinde kullanılan teknolojinin yeniliklerle güçlenmesini ve verimliliğin arttırılmasını sağlamaktadır. Artan verimlilik ekonomiye Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) artışı olarak yansımaktadır. Çalışma bu süreçten yola çıkarak, seçilmiş OECD ülkelerinde 1970’li yıllardan bu yana yapılan Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi “Nedensellik Analizi” çerçevesinde ele almıştır. Ekonomik büyümenin dinamiklerinden teknolojiyi, ekonomik büyümenin motoru olarak kabul eden yeni içsel büyüme modellerine dayalı olarak analiz etmektedir. Ekonomik gelişmenin ar-ge harcamalarına bağlı olup olmadığını OECD ülkeleri açısından hem uzun hem de kısa vadede analiz eden bu çalışma, ekonomik gelişmede teknolojinin önemini vurgular. Çalışmada elde edilen bulgular, Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasında nedensellik ilişkisinin bulunduğunu kanıtlamaktadır.
Estimation and Testing for Cointegration: A Spectral Regression Approach A popular topic in the econometrics and time series area is the cointegrating relationship among the components of a vector autoregressive time series. The problem became important after the work of Engle and Granger (1987) and has been addressed by many authors: Johansen (1988), Stock and Watson among many others. Engle and Granger’s least squares method and Johansen’s conditional maximum likelihood method have received the most attention. These tests are routinely applied to economic time series because the notion of cointegration has a naturel interpretation. Our method uses low frequency components of the cross periodogram to estimate the cointegration relationship between cointegrated time series. The method improves on the ordinary least squares method proposed by Engle and Granger in some cases.
The Investment Tax Credit and Irreversible Investment We examine the impact of random changes in investment tax credit (ITC) policy on the irreversible investment decisions of a monopolistically competitive firm facing de- mand uncertainty. We examine the impact of increases in risk and changes in persistence in the ITC policy on investment behavior.Our results indicate that a temporary ITC (lower policy persistence) has implications for both the level and volatility of investment. Lower policy persistence increases the variability of investment both in the short and the long run. It lowers investment in the short run and may even lower it in the long run as well. Thus, perhaps surprisingly, a temporary ITC does not always lead to higher investment but almost always leads to more volatile investment. Policy-makers may thus face a long-run trade-off between the level and the volatility of investment. We also find that increases in risk defined in terms of first-order stochastic dominance and mean-preserving spreads may lead to lower investment.
Asymmetric Exchange Rate Pass-Through to Import Prices: A Bi-variate Non-Linear Model Existing literature of exchange rate pass-through (EPT) to import prices suggests two types of asymmetries. It is possible that exporters adjust prices differently in the case of exchange rate appreciations than depreciations. It is also likely that the degree of EPT might depend on the size of exchange rate changes. This study aims to model the possible EPT asymmetry by using Smooth Transition Regression (STR) models, which are flexible enough to capture both types of EPT asymmetries. Our results show that the asymmetric and incomplete EPT of US import prices can best be described by the exponential STR model.
Organize Sanayi Bölgesinde Inovasyon ve Firmalar Arası İlişki: Ankara Sincan Sanayi Bölgesi Organize Sanayi Bölgeleri (Organized Industrial Districts) ve Küçük Ölçekli Endüstri Bölgeleri (Small Scale Industrial Estates) Türk otoriteleri tarafından Türkiye sanayileşme programının bir parçası olarak kullanılmaktadır ve başarı dereceleri değişmektedir. Bu çalışmanın ampirik kısmı Ankara’daki Sincan Sanayi Bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada firmalar arası ve firma içi ilişkiler; ve firmanın olası inovasyon davranışına etkisi incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, dikey girdi-çıktı firmalar arası bağlantılar ve sosyal ilişkileri ortaya çıkarmak temel amaçtır. Sonuç olarak, makine ve teçhizat sektöründeki 86 firmaya anket uygulanmıştır. 79 firmada inovasyon faaliyeti gözlemlenmiştir. İkinci aşamada, inovasyon aktivitesinin belirleyicilerinin ortaya konması hedeflenmiştir. İki genel bulgu dikkat çekicidir. Birincisi, varolan firmalar arasındaki ve diğer sosyal ilişkiler başarılı inovasyonları teşvik edecek şekilde oluşmamıştır, hatta başarı olasılığını engellemektedir. İkincisi, ürün ve süreç inovasyonun belirleyicileri çalışmanın başlangıcında tahmin edildiği üzere farklıdır.
Variance-Reducing Incentives for Labor Contracts This study aims to propose a model for incentive contracts that target to reduce the output variance. It is a general type of various models suggested in the literature in this framework. The most important contribution of the proposed model is that a variety of observed contracts, for instance bonus plans and stock options can be derived from it by varying the assumptions about the observability of the variance-reducing actions and about the agent’s degree of risk aversion. The conclusions suggest that one should not disregard the relevance of variance-reducing actions because disregarding them misleads us about the characteristics of the optimal contract and an inefficient choice of methods to handle moral hazard problem.
Regional Effects of Terrorism on Economic Growth in Turkey This paper analyses the effects of terrorism on economic growth across provinces of Turkey for the time period 1987-2001. Following a traditional global regression analysis, spatial variations in the relationships are examined with geographically weighted regression (GWR) to reveal some geographical variations in the results. Empirical findings suggest that there is a considerable variation in speeds of convergence of provinces, which cannot be captured by the traditional beta convergence analysis. Even though the traditional convergence analysis suggests that terrorism hinders economic growth, its provincial effects are more pronounced for the Eastern and South Eastern provinces compared to the Western provinces
Time Varying Preferences of the Federal Reserve Given the state of the economy, we estimate the time varying preferences of the Federal Reserve for the three administrations. Our methodology also allows us to derive the preference shocks. We find that the weight of the output gap in the loss function converges to zero over time, implying that output gap is important as long as it affects the inflation dynamics. There is one time discrete change in policy preferences during the Volcker administration, while Greenspan period is silent in that sense. Finally, and importantly, it is possible to generate almost identical interest rate even without imposing interest rate smoothing incentive on the loss function.
Unit Roots or Structural Breaks?: Making a Sense of It All The distinction between unit roots and structural breaks is quite difficult since not accounting for one while testing for the other will lead to wrong inference. That is why the research on unit roots and structural breaks moved in the direction of combining the two under a joint null hypothesis (Banerjee et al, 1992; Sen, 2003). Despite having positive effects on the power and size, the joint hypotheses leave the practitioner with a blurry picture on the actual cause of the rejection.
In this analysis, we propose an alternative test statistic that not only gives the exact answers to the stationarity property of the time series but also detects structural breaks. Our research is a very convenient one-stage procedure that tests the joint null of Sen (2003), deriving pseudo-critical values to differentiate between different alternative hypotheses. By exploiting the relevant properties of the J and F tests, we integrate a test statistic that can specifically address the source of deviation in the general alternative. In other words, we distinguish between the exact sources of the rejection of the null since the values of the statistics are ordered from large to small in the order of stationary - no break, unit root - no break, stationary - break, unit root - break. Monte Carlo results show encouraging power and size properties of our modified F-test. Finally, we present the test results on the widely used Nelson-Plosser (1982) macroeconomic data.
Küreselleşme Ve Yeni Ekonomik Düzende Piyasa Yapısı Ve Şirketlerin Uzun Vadeli Maliyetleri Üzerine Bir Oyun Teorisi Modeli Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler küreselleşme ile birlikte Endüstri Devrimindekine benzer bir dönüşüm süreci yaratmıştır. Bu süreçte, dönüşümün yönünü tahmin eden ve uyum sağlayan şirketler başarılı olmaktadırlar. Yeni Ekonomideki sürekli değişim, bu yeniliklere direnç gösteren şirketleri yeniliklerin sonuçlarını dahi görmeden elemekte ve bu sebeple bu yeni yapı değişimlerle birlikte hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu gerçekler ışığında bu çalışma Cournot tipi bir oyun teorisi modeli ve Rogers’in Yeniliklerin Yayınımı Teorisini kullanarak bu dönüşüm sürecinde piyasa yapısı ve şirketlerin maliyetleri üzerinde yorum yapmaktadır. Model piyasadaki ürünlerin teknolojik gelişmeden ötürü hızlanmış yenilenme-değişme sürelerini, küreselleşmeyi ve rekabetçi ortamda şirketlerin uzun dönem davranışını dikkate alarak şirketlerin maliyet yapısını incelemektedir. Bu çalışma yenilikçi ürünleri kullanan şirketlerin daha kazançlı olacağını onaylamakta, fakat bu yeni ortamda bazı durumlarda rekabetin artmayacağı ve ne tüketicilerin ne de şirketlerin bu değişim sürecinden daha kârlı çıkmayacağını göstermektedir.
Türkiye'de Döviz Krizlerinin Belirleyicileri Son yıllarda dünyanın çeşitli bölgelerinde finansal krizler yaşanmaktadır. Bu krizlerin reel ekonomi üzerinde ortaya çıkardığı ciddi sorunlar, pek çok araştırmacıyı döviz krizlerinin nedenleri ve belirleyicileri üzerine araştırmaya ve erken uyarı sistemi geliştirme çalışmalarına itmiştir. Ancak bu çalışmalar içinde özel olarak gelişmekte olan ülkeleri inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu durum literatürde bir boşluk doğurmaktadır. Çünkü gelişmekte olan ülkeler döviz kriziyle hem daha sık karşı karşıyadır hem de bu ülkeler gelişmiş ülkelerden farklı özellikler taşımaktadır.
Türkiye, 1994 ve 2000-2001 yıllarında iki önemli döviz krizi yaşamıştır. Bu dönemlerde nominal döviz kuru dolar karşısında %50 civarında değer yitirmiştir. Türkiye’de yaşanan finansal krizler pek çok gelişmekte olan ülkeden daha derin gerçekleşmiş ve ekonomik aktivitede ciddi daralmalara yol açmıştır. Bu sebepten Türkiye’de krizlerin nedenlerini incelemek önem arz etmektedir.
Bu çalışmanın amacı Türkiye’de döviz krizlerinin olası belirleyicilerini araştırmaktır. Bu bağlamda çalışmada, sinyal yaklaşımı, yapısal model ve Markov rejim değişimi modeli olmak üzere üç farklı teknik 1992-2004 aylık verileriyle kullanılmıştır. Krizlerin açıklanmasında literatürde farklı yöntemler kullanılmaktadır. Üç farklı yöntem kullanılarak daha güvenilir sonıçlara ulaşılması amaçlanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre para piyasası baskı endeksi, reel kesim güven endeksi ve kamu kesimine ilişkin değişkenler döviz krizlerini açıklamada anlamlı bulunmuştur.
Uç-değerleri Tespit İçin Kukla Değişkenlerde T-istatistiğinin Kullanımında Ortaya Çıkan Problemler Regresyon analizinde bir gözlemin uç-değer olduğundan şüphelenildiğinde o gözlem için bir kukla değişken atanmaktadır. Bir uç-değer veri kümesindeki diğer gözlemlerin sahip olduğu (doğrusal) davranışa aykırı bir davranış sergileyen ve modelde yer almayan etkili değişkenlerin devreye girmesi sonucu elde edilmiş gözlemdir. Bu gözlem istatistiklere dahil edilmesi durumunda diğer gözlemler ile ulaşılacak bilimsel çıkarsama sonuçların tam tersi sonuçlara sebep olmaktadır. Tedbir alınmazsa bir tane bile uç-değer sonuçları tamamen değiştirebilmektedir. Bu sebeple uç-değer varlığında en küçük kareler tahminleri çökmektedir. Bu durum büyük bir tehlike yaratmaktadır, çünkü en küçük kareler tahminleri çok yaygın olarak kullanılmakta ve uzun zamandan beridir en kaliteli verilerin bile uç-değer içerdiği, buna ilaveten kaliteli iktisadi veri olmaya çok az sayıda aday veri olduğu bilinmektedir.
Bu çalışma, eğer bir ekonomik şok, teknolojik buluş, doğal afet veya yanlış bir kayıt sonucu oluşmuş bir uç-değer varsa eksik olan değişkenin kukla değişkenler tarafından temsil edilebilirliğini irdelemektedir. Buna ilaveten en küçük kareler yöntemi kullanıldığında istatistikler kukla değişken kullanımından nasıl etkilenmekte teorik olarak incelenmektedir. Güncel bilimsel literatür incelendiğinde halen uç-değerleri tespit etmek için en küçük kareler yönteminde kukla değişkenlerin t-istatistiğinin kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada t-istatistiğinin her zaman bu konuda başarılı olmadığı teorik olarak ispatlanmakta ve bu çalışma için hazırlanmış örneklerde gösterilmektedir. Buna ilaveten sağlam regresyonda uç-değer tespit edilmek için kullanılan Cook’s mesafesi, DFFITS, DFBETAS istatistiklerinden daha kolay hesaplanan standardize edilmiş kalıntı değerinin kukla regresyon sonuçlarından nasıl elde edileceği gösterilmektedir. Bu sayede regresyonda şüpheli verinin uç-değer olup olmayacağı tespit edilmektedir.
Bir gözlem için kukla değişken kullanıldığında Greene en küçük kareler parametrelerinin, bu gözlemi silip regresyon yapıldığında elde edilen parametreler ile aynı olduğunu vurgulamakta, buna ilaveten Studenmund varyansında da aynı özelliği gösterdiğini eklemektedir. Bu durum bu çalışmada teorik olarak gösterilmekte ve belirtme katsayısının (R2) iyileştiği fakat F-istatistiğinin belirsizlik gösterdiği ispatlanmaktadır.
Studenmund kukla değişkenin katsayısının o gözlemin diğer gözlemler regresyona tabi tutulduğunda regresyona dahil edilmeden oluşacak kalıntı değeri ile aynı olduğunu vurgulamakta ve bu çalışma bu gerçeği kullanarak sağlam regresyondaki standardize edilmiş kalıntı değerini hesaplamaktadır. Bu hesaplama kukla değişkenli regresyonda kukla değişkenin katsayısının regresyon standart hatasına oranının standardize kalıntı değerine eşit olduğu gerçeğini göstererek yapılmaktadır.
Bu çalışmada kurulan genel regresyon modeli ile kukla değişken ve uç-değer mevcudiyetinde regresyon parametrelerini, varyansı, t-istatistiğini, F-istatistiğini hesaplanmakta ve teorik olarak t-istatistiğinin hangi durumlarda yetersiz kaldığı ispatlanmaktadır. Buna ilaveten sağlam regresyon ile uç-değer tespit yöntemleri temel alınarak ne zaman t-istatistiğine güvenilebileceği irdelenmektedir. Ortaya çıkan teorik sonuçlar kullanılarak t-istatistiğinin tespit edemeyeceği fakat standardize edilmiş kalıntı değerinin tespit ettiği uç değerler olan veriler örnek olarak sunulmaktadır.
Elde edilmiş sonuçlar çerçevesinde önerilen istatistiğin Cook’s mesafesi, DFFITS, DFBETAS istatistiklerinden daha kolay hesaplanabilir olduğu görülmektedir. Önerilen istatistiğin aynı zamanda bir kalıntı değeri olması bu gözleme etki eden ve modelde yer alamayan değişkenin etkisini ölçmektedir. Bu etki, regresyon modelinin doğruluğu ya da yeni değişkenlerle tekrar kurulmasında etkili olabilecektir. Buna ilaveten, kukla değişkenlerde t-istatistiğinin yüksek çıkması durumunda bunun uç-değer olma olasılığını arttırdığı fakat kritik bir t değerinin olmayacağı veya her model için ayrı bir kritik t değeri tablosu hazırlanması gerektiği çalışmadan çıkan başka sonuçlardan biridir. Buna ilaveten regresyona istenildiği kadar kukla değişken ilave edilebileceği ve bunun çoklu doğrusal bağlantı yaratmadığı görülmektedir.
Son olarak kukla değişken ile uç-değer tespiti en kolay sağlam regresyon yöntemi olmakla birlikte eğer bütün uç-değerler kukla ile temsil edilmemesi durumunda sonuçların güvenilmez olacağı vurgulanmalıdır. Aynı şekilde, önerilen istatistik ancak bütün uç-değerler kukla değişkenler tarafından temsil edilirse güvenilir sonuçlar üretmektedir. Sonuçlardan şüphe duyulması durumunda sağlam regresyon yöntemleri ile veriler uç değer için taranmalıdır. Uç-değerler bilimsel sonuç çıkarmaya darbe vurmaktadır, çünkü uç-değer mevcudiyetinde sonuçlar bilimsel teoremleri desteklemeyebilmektedir. Buna karşı tedbir alınmaması durumunda hipotez aşamasında bulunan bir çok teorem veya kanun olarak kabul edilmeden elenebilir. Bu sebepler, bilimsel hipotezlerin ya da teoremlerin savunduğu fikir “sağlam” (regresyon sınamasından geçmiş) veriler ile sınanmadıkça kabul görmeleri imkansız olacaktır, çünkü sonuçlar yanıltıcı olmaktadır.
Yordama (Forecast) Sonuçlarını Doğrulamanın Önemi Üzerine We discuss the various sources of error in numerical computations with the use of examples from the literature relevant to time series analysis. We also submit a case where, by manual verification, we were able to discover a plausible forecast to be erroneous due to a number of software flaws in the XLSTAT addin for Microsoft Excel. Furthermore, after discussing the alternative techniques for implementing on a computer the ARIMA (AutoRegressive, Integrated, Moving Average) methodology, we show that different approaches can cause considerable discrepancies in the results across different programs and even within a single software system.
Global Kredi Krizi ve Gelismekte Olan Piyasa Ekonomilerine Etkileri Kaldıraçlı işlemler gerçekleştiren uluslararası yatırımcıların bu pozisyonlarını gözden geçirmeleri sonucu gelişmekte olan piyasa ekonomilerine ait finansal varlıklara olan talebi azalmış ve borçlanma imkânlarında daralmaya ve maliyetlerde artışa neden olmuştur. Bu problem 1998 yılında Calvo`nun çalışması ile sermaye akımlarında aniden ve büyük çaplı duruşların ve tersine dönmelerin kısacası dış finansman imkânlarının ortadan kalkmasının döviz kurunda meydana getirdiği değişmelere dikkat çekilmiştir. Son finansal krizde gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden ‘ayrıştığı’ tezi ise gündemden düşmüş ve böylece gelişmekte olan piyasa ekonomilerine iliksin algılama hızlı bir şekilde bozulmuştur. Simdi gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde politikacılar global resesyonun U veya L seklinde olmasının getirdiği zorlukları ve sermaye akımlarının tersine dönmesi probleminin üstesinden gelmeye çalışmaktadırlar.
Ülkenin kendini koruyacak önlemler almasına kısaca kendini sigortalamasına yarayacak önlemler IMF programı ile birlikte istikrar ve piyasa odaklı para ve kurala bağlı bir maliye politikası, problemi bir sektörden diğerine kartopu etkisiyle hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayan bilanço kırılganlıklarının azaltılması, rezerv yeterliliği gibi politikaları içermektedir.
Sağlam makro ekonomik politikalar ve kurumsal taahhütleri içeren politikalar risk primleri üzerinde olumlu etki yaparak kırılganlığı azaltmaktadır. Kur ve vade uyumsuzlukları ve sermaye yapısı problemleri ülkeleri borcun çevrilememesi riski ile karşı karşıya getirmektedir. Sağlam bilanço yapısı reel ve finansal şokları absorbe etmede oldukça önemlidir. Hükümetler koşullu yükümlülükleri sınırlayarak borç stokunun artmasını engellemelidirler. Buna ek olarak bilanço kırılganlıklarını göz önünde bulundurarak algılamada meydana gelecek değişmelere karşı kırılgan olan gelişmekte olan piyasa ekonomileri şoklara karşı daha fazla rezerve bulundurmalarıdır.
Türkiye’de Hizmet Sektörü ve Mal Sektörü Enflasyonlarının Belirleyicileri: Ekonometrik bir Analiz Merkez bankasının enflasyon hedeflerini tutturmada güçlük çekmeye başlamasıyla birlikte, tüketici fiyatları sepetinin iki alt kalemi olan hizmetler ve mallar sektörleri fiyatlarının farklı seyir izlemeleri ve hizmet sektörü enflasyonunun mal sektörü enflasyonuna kıyasla yüksek seyretmesi akademik çalışmalarda incelemeye konusu olmaya başlamıştır. Konuya ilişkin gerek teorik gerekse kantitatif çalışmalar gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkelerde çok sınırlı kalmıştır. Genellikle gelişmiş ülkelerde yaşanan bu fiyat davranışı farklılaşması, özellikle dezenflasyon dönemlerinde olmak üzere, Türkiye’de de belirgin bir biçimde gözlenmiştir. Bu çalışma literatürdeki kısıtlı sayıdaki araştırmaya ve hizmet sektörüne ilişkin veri darlığına rağmen Türkiye’de iki sektörün sergilemiş olduğu farklı fiyat dinamiklerini VECM modeli yardımıyla tahmin etmeyi amaçlamıştır. Çalışmada iki sektör fiyat hareketleri arasındaki dinamikler iki sektör arasındaki verimlilik farklarına, kur gelişmelerine, küresel rekabete ve son olarak refah düzeyi arttıkça hizmetler sektörüne yönelik talebin artması gibi iktisadi faktörlere bağlanarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ampirik çalışmamız sonucunda göreli fiyat serisi ile literatürde kabul edilen iktisadi faktörler arasında uzun dönemli bir ilişki olduğu sonucuna ulaşırken, özellikle kur ve sektörler arası verimlilik farklarının göreli fiyat hareketini açıklamada büyük pay sahibi olduğu saptanmıştır. Bu anlamda, enflasyon hedeflemesi yapan ve politika tedbiri alırken enflasyon tahmini yapmak zorunda olan bir merkez bankası için bulgularımızın önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Cari açık ve petrol fiyatlarının kısa dönem analizi Bu çalışmada petrol fiyatlarının cari işlemler dengesi üzerindeki kısa dönemli etkileri son on yıllık dönem için incelenmektedir. Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalanması için enerji güvenilirliğinin sağlanması gerekliliği ve cari açığın temel makroekonomik kırılganlıklardan biri olması, enerji fiyatlarının çok arttığı son dönemde bu analizi önemli kılmaktadır. Çalışmada sırasıyla yapısal vektör otoregresyon modeli ve Markov değişen rejimler modeli kullanılarak, petrol fiyatlarının cari işlemler dengesi üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye'de cari açık dinamiklerinin, petrol fiyatları, üretim açığı ve kur dengesizliğinin açıklayıcı değişken olarak yer aldığı yapısal bir model çerçevesinde başarıyla açıklanabildiğini göstermektedir. Ayrıca, petrol fiyat şoklarının cari açığın GSYİH'ya oranının 3%'ü geçtiği dönemlerde etkili olduğu bulunmaktadır.
Teknolojik Değişme ve İstihdam İlişkisinin Sektörlerarası Etkilerinin Analizi Teknolojik Değişme ve istihdam arasındaki ilişki üzerine akademik düzeyde son derece zengin tartışmalar yapılmaktadır. Konunun kökeni, klasik iktisadi düşünceye dayanmakla birlikte, son dönemde sözkonusu ilişki, hem farklı boyutlarıyla incelenmekte, hem de teknolojik değişmenin niteliği, süreç ve ürün yeniliği ile organizasyonel yenilik biçiminde ortaya çıkması durumunda, istihdam etkilerinin farklılaşabileceği belirtilmektedir. Bu çalışma, süreç yeniliği biçiminde gerçekleşen teknolojik değişmenin istihdam üzerinde sektörlerarası bağlantılar yoluyla gerçekleşen etkilerine odaklanmaktadır. Sektörlerarası ilişkiler, Girdi-Çıktı tablolarından hesaplanmış, süreç yeniliği biçimindeki teknolojik gelişme de, stokastik sınır analizi yardımıyla tahmin edilmiştir. Buna göre, herhangi bir sektördeki istihdam artışı üzerinde, diğer sektörlerde meydana gelen teknolojik değişmenin uyardığı ileri bağlantıların herhangi bir katkısı olduğu saptanamamış, geri bağlantıların ise, sektörlerin istihdam artış hızı üzerinde marjinal düzeyde de olsa pozitif bir katkısı olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, geri bağlantılardan elde edilen pozitif katkı, teknolojik değişmenin emeği ikame edici negatif etkisini ortadan kaldırmaktan çok uzaktır.
Orman İşletmelerinin Etkinlik Analizi: Türkiye’den Bulgular Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki orman işletmelerinin üretim etkinliklerini belirleyen işletmeye özgü ve dışsal faktörleri ortaya çıkararak orman işletmelerinin etkinliğinin artırılması için politika önerileri üretmektedir. Bu çalışma Stokastik Sınır Yaklaşımı’nı kullanarak Türkiye’deki orman işletmelerinin etkinliğinin ölçüm ve anlaşılması ile ilgili yapılan ilk analizdir. 217 orman işletmesi ile ilgili oldukça detaylı bir şekilde oluşturulan veri seti ile orman işletmelerinin etkinlik performansları 2002-2006 yılları için incelenmiştir. Translog üretim sınırı yaklaşımı kullanılarak elde edilen panel tahmin sonuçları Türkiye’nin farklı bölgelerindeki orman işletmeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ciddi etkinlik farklılıklarının olduğunu göstermektedir. Ayrıca, silvikültürel faaliyetler, orman serveti, verimli orman alanı, erken üretim oranı, AR-GE harcamaları ve yangınların işletme etkinliğini pozitif olarak etkilediği bulunmuştur.
İMKB Firmaları İçin AR-GE Harcama Kararlarının Modellenmesi: Örneklem Seçimi Yaklaşımı Ar-Ge harcamalarını belirleyen faktörler üzerine yapılan birçok çalışma olmasına rağmen, bu çalışmaların çok azı Ar-Ge faaliyeti yürütenlerin firma popülasyonu içindeki rastsal bir örneklem olmamasından kaynaklanan “seçim yanlılığı” problemine değinmektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, firmaların birçoğu piyasa aksamaları ve azgelişmiş finansal piyasalar yüzünden Ar-Ge harcaması yapmadıklarından, Ar-Ge faaliyeti yürütmedeki ilk engeli aşmada teşvik edici olan Ar-Ge destek politikları da bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Ar-Ge faaliyetini belirleyen faktörler, 1998-2007 yılları arasında İMKB’de listelenen finans-dışı firmalardan oluşan panel veri seti kullanılarak incelenmektedir. Bulgular, KOBİ’lerin daha az Ar-Ge faaliyeti yürütmelerine rağmen büyük ölçekli firmalara göre nispeten daha fazla Ar-Ge harcaması yaptıklarını göstermektedir. Buna ek olarak, kamu Ar-Ge desteğinin Ar-Ge faaliyeti yürüten firmaların Ar-Ge yoğunluğunu arttırmada güçlü bir etkisi vardır.
Türkiye’de Formel ve Enformel İşyerleri Arasındaki Üretkenlik Farklılıkları Enformel sektör tüm gelişmekte olan ülkelerde istihdam ve üretimin önemli bir payını oluşturmaktadır. Enformel sektörün pek çok araştırmacı ve politikacı tarafından gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğu istihdam için önemli bir kaynak olarak görülmesine karşın, enformel firmaların daha az üretken olduğu, niteliksiz işgücü çalıştırdığı ve daha düşük ücretler ödediğine ilişkin sayısız kanıt vardır. Bu çalışmada Türkiye’de formel ve enformel firmalar arasındaki üretkenlik farklılıklarının nedenleri incelenmektedir. Enformel sektör verilerinde hata payı fazla olabileceği için üretkenlik farklılıklarını incelemek için iki farklı düzeyde, firma-düzeyi ve kişi-düzeyinde, analiz yapılmıştır. Firma-düzeyindeki analizde formel ve enformel firmaların üretkenlikleri “matching propensity score” ve değişken regresyon analizi (“switching regression methods”) yöntemleri kullanılarak tahmin edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Kişi-düzeyindeki analizde ise formel ve enformel işçi ücretleri multinomial seçme modeli kullanılarak karşılaştırılmıştır.
Bulgularımız formel ve enformel firmalar arasında üretkenlik, formel ve enformel işçiler arasında da ücret farklılıklarının önemli miktarda olduğunu göstermektedir. Ayrıca daha eğitimli girişimcilerin ve işçilerin formel sektörü tercih ettiği hipotezi veriler tarafından desteklenmektedir. Öz-seçim (self-selection) süreci formel ve enformel firmalar arasındaki üretkenlik farklılığının artmasına katkıda bulunmaktadır.
Yaşam-döngüsü ve öğrenme hipotezleri de bulgularımız tarafından desteklenmektedir. Yaşlı (daha deneyimli) firmalar formel sektörde çalışma eğilimindedir. Fakat enformel çalışma ve yaş arasındaki ilişki girişimciler ve işçiler için ters-U şeklindedir. Tüm bu farklılıklar (öz-seçim, donanımlardaki farklılık, öğrenme, vb) kontrol edildiği durumda da üretkenlik farklılığı devam etmektedir.
Araştırma sonuçları Türkiye’de üretkenliğin arttırılması açısından kullanılmayan önemli bir potansiyel (enformel çalışmadan formel çalışmaya geçilmesi) olduğunu göstermektedir. Formel olarak çalışmanın üretkenlik etkisi hizmetler kesiminde (sanayiye göre) daha yüksektir fakat formel çalışma zorunda kaldığında hizmet kesimindeki pek çok firmanın ayalta kalamayacağı da görülmektedir.
Ağyapılar Vasıtasıyla Öğrenmeyi Öğrenmek: Ankara’nın Gelişmekte Olan Bölgelerindeki Makina Ve Mobilya Sektörleri Örneği Son yıllarda görülmekte olduğu üzere firmalar, inovasyon yaparak performanslarını ve rekabet güçlerini artırmak amacıyla “organizasyonel öğrenme” ve yetkinliklerini artırmanın yeni ve sürdürülebilir yollarını aramaktadırlar. Birçok ampirik araştırma da sanayi bölgelerinin inovasyon performanslarının yetkinlikleriyle sıkı ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgesel sistemler, dışarıdan alınan kodifiye bilginin bölge içinde üretilmiş örtük bilgiyle birleştirilebilmesine imkan tanıdığı için söz konusu yetkinlikler, sanayi bölgelerinin rekabet güçlerini oluşturan çok önemli unsurların başında gelmektedir. Bununla birlikte, belirli alanlardaki bölgesel üretim zincirlerinin; üretim süreçleri, hammadde tedariki vb’den kaynaklanan sabit ve değişken üretim maliyetlerini düşürme konusunda da avantaj yarattığı varsayılabilir. Hatta bilginin üretimi ve yayılmasında en büyük paya, bir bölgede birbirine benzer ve ilişkide olan firmalardan oluşmuş, yerelleşmiş ağyapıların sahip olduğu ileri sürülebilir. Firmalar yeni ilişkiler kurarak, belirli bölgesel normlar, değerler ve kurumlar aracılığıyla, yeni ve daha da hızlı yayılan bilgiyi aynı anda öğrenmeyi öğrenmektedirler . Bu çalışmadaki temel düşüncelerden biri; ağyapıların temelde, öğrenme süreçlerini değerli kıldıkları için önemli olduklarıdır. Bu bağlamda ağyapıların, önemli kamu ve özel yarar ortaya çıkardığı öne sürülebilir. Bu çalışmada, Ankara’nın gelişmekte olan bölgeleri örneğinde, farklı kurumsal mekanizmalar dahilinde bölgesel kalkınma politikalarının oluşturulmasına imkan tanıyan ağyapı faaliyetleri ile ilgili kanıtlara odaklanılıp, bu kavramlara ne şekilde netlik kazandırılabileceği incelenmektedir.
Türkiye İmalat Sanayinde Yabancı Sermaye Yatırımlarının Teknolojik Değişim Sürecine Etkisi: 2003-2006 Dönemi İçin Bir Panel Veri Analizi Doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYSY), 1980’lerde ivme kazanan küreselleşme sürecinin önemli bir unsurudur. DYSY hareketleri ilk başlarda daha ziyade gelişmiş ülkeler arasında gerçekleşmiş olsa da, zamanla gelişmekte olan ülkeler de (GOÜ) bu sürece dahil olmuş ve sermaye hareketlerinden aldıkları payı artırmışlardır. Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ) aracılığıyla GOܒlere yapılan yatırımların bu ülkelerin ekonomilerine olan etkisi, kuramsal ve görgül çalışmaların konusu olmuştur. DYSY’nin günümüzde çok önemli bir teknoloji transferi kaynağı olduğu gerçeğinden hareketle, firma verisi kullanan bir dizi çalışma, ÇUŞ’ların GOܒlere getirdikleri teknoloji, yönetim becerisi, pazarlama gibi gayri maddi varlıkların yerli firmalara aktarılıp aktarılmadığını irdelemeye çalışmıştır. Bu çalışmalar, DYSY kaynaklı yatay ve dikey teknoloji taşmaları (spillovers) olup olmadığını uygun ekonometrik yöntemlerle sınamıştır. Farklı ülkeler için yapılan ekonometrik çalışmalar, DYSY’nin GOܒlerin teknolojik değişim sürecine olan etkisi hakkında çelişkili mesajlar vermektedir.
Araştırmamızda TÜİK’in yılık Yapısal İş İstatistikleri anketi çerçevesinde toplanan girişim verileri kullanılmış, Türkiye imalat sanayinde 2003-2006 yılları arasında DYSY kaynaklı teknoloji taşmaları olup olmadığı incelenmiştir. Özet istatistikler, yabancı sermayeli firmaların imalat sanayinin birçok alt sektörünün istihdam, üretim ve katma değerdeki payının yüksek düzeye ulaştığını göstermektedir. Bu çerçevede bir üretim fonksiyonu tahmin edilmiş, 2002 girdi-çıktı tablosu kullanılarak yatay ve dikey teknoloji taşma göstergeleri hesaplanmış (dikey taşma göstergeleri, sektörlerarası geriye ve ileriye bağlantıları gösteren iki kategoriye ayrılmış) ve modele bir dizi kontrol değişkeni eklenmiştir. Sabit etki tahmin yöntemi kullanılarak yapılan panel veri analizinin ilk sonuçları söyle özetlenebilir: (i) yatay teknoloji taşmalarının yerli firmaların verimliliğine pozitif ve anlamlı etkisi vardır (ii) geriye bağlantıların verimliğe etkisi ya pozitiftir ya da istatistiksel olarak anlamsızdır ve (iii) ileriye bağlantılar verimliliği negatif yönde etkilemektedir.
The Impact of Oil Price Shocks on the Economic Growth of Selected MENA Countries This paper examines how oil price shocks affect the output growth of selected MENA countries that are considered either net exporters or net importers of this commodity, but are too small to affect oil prices. That an individual country's economic performance does not affect world oil prices is imposed on the Vector Autoregressive setting as an identifying restriction. The estimates suggest that oil price increases have a statistically significant and positive effect on the outputs of Algeria, Iran, Iraq, Kuwait, Libya, Oman, Qatar, Syria, and the United Arab Emirates. However, oil price shocks do not appear to have a statistically significant effect on the outputs of Bahrain, Djibouti, Egypt, Israel, Jordan, Morocco, and Tunisia. When we further decompose positive oil shocks such as oil demand and oil supply for the latter set of countries, oil supply shocks are associated with lower output growth but the effect of oil demand shocks on output remain positive.
Türkiye'de Dezenflasyonun Refah Etkileri Bu çalışma Bailey (1956)'deki metodolojiyi takip ederek, 2000'lerin başında dezenflasyon sürecinden geçen Türkiye’deki refah kazanımlarını incelemektedir. Zaman serisi analizine bağlı olarak yapılan 2001-2010 dönemindeki refah artış tahminlerinin bu süredeki kümülatif reel büyümenin üstünde olması, ve kalkınma endikatörlerine dair diğer gözlemler, dağıtımdaki verimsizliklere işaret etmektedir. Analiz sonuçları, fiyat istikrarının sürdürülebilir kalkınmaya dönüşümü için kurumsal reformların önemini vurgulamaktadır.
Kısa ve Uzun Vadede Kamu Borçlarının Büyümeye Etkisi Bu Calisma kamu borclarinin/GSMH a oraninin buyumeye etkisini arastirmaktadir. Calisma uzun vade ve kisa vade karsilastirmais yapmakta. Uzun vade (20 sene ve uzeri) kamu borc/GSMH oranlarina baktigimizda 77% gibi bir rakam bulmaktayiz. Bu bir esik rakam olarak nitelidirilmektedir. Bunun uzerimde buyumeye negatif bir etki gormekteyiz. Kisa vadede ise iliskiler daha karmasik, ve boyle bir rakam pek cikmiyor. Sadece gelismekte olan ulkeler icin 25% gibi bir esik cikiyor, fakat negatif etki daha kucuk gibi. Zengin ulkeler de ise 100% fakat esiginn uzerinde negatif etki gorulmuyor.
Türkiye'de Bölegesel Kalkınma ve Büyümenin Mekansal Ekonometrik Analizi Bu çalışmanın amacı Türkiye'de iller arası yakınsama ilişkisinin varlığını mekânsal ekonometrik yöntemler kullanarak sorgulamaktır. Solow-Swan büyüme modeli kullanılarak ele alınacak olan beta-yakınsaması zaman içinde Türkiye'de kişi başına milli gelir göstergeleri açısından bir yaklaşmanın, diğer bir ifadeyle bölgesel farklılıkların azalmasının söz konusu olup olmadığını göstermektedir. Bu anlamda çalışmada başta En Küçük Kareler Yöntemiyle tahmin edilmiş olan mekânsal olmayan model, daha sonra Maksimum Olabilirlik yöntemi ile tahmin edilmiş olan altı adet mekânsal ekonometrik model kullanılmıştır. Karşılaştırılan tüm modeller arasında mekânsal Durbin modeli seçilmiş, katsayıların anlamlı olduğu görülmüştür. Buna göre, bir ildeki kişi başına GSYİH artışının o ilin kendi başlangıç seviyesi GSYİH'sına ve komşu illerinin başlangıç seviyesi GSYİH'sına bağlı olduğu söylenebilir. Model tahmin sonucunda negatif ve anlamlı çıkan beta katsayısı iller arasında mekansallık etkisiyle açıklanabilen bir yakınsama ilişkisi olduğunu göstermektedir. Görece daha yoksul olan iller yıllar içinde teknolojik ilerlemenin etkisiyle kişi başına milli gelir anlamında diğer illere yaklaşmıştır; ancak bu dinamiğin doğrudan doğruya komşu illerden etkilendiği anlaşılmaktadır.
Askeri harcamaların ekonomik büyüme üzerine etkisinin mekansal etkiler de dikkate alınarak küresel çapta incelenmesi Ekonomik büyüme ve askeri harcamalar arasındaki ilişki savunma ekonomisi literatüründe geniş bir yer tutmaktadır. Askeri harcamaların büyümeye etkisine ilişkin çeşitli görüşler vardır ve bunlar ampirik olarak desteklenmektedir. Dahası, askeri harcamaların ekonomik büyümeyi nasıl ve hangi yönde etkilediği sorusuna ilişkin bir uzlaşma yoktur. Askeri harcamaların ekonomik büyümeye etkisi genel olarak cross-country, burada ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar ve mekansal bağımlılık ihmal edilmektedir, çerçevesinde incelenmiştir. Bu çalışma askeri harcamaların ekonomik büyüme üzerine etkisini mekansal etkileri dikkate alarak, 2000-2008 dönemi arasında, küresel çapta ele almaktadır. Hem Augmented Solow defence-growth model hemde Feder-Ram model savunma büyüme ilişkisini global olarak incelemek için kullanılmıştır. Ardından geleneksel regresyon analizi ve ilişkilerdeki mekansal değişkenlik, bölgesel bağımlılıkları hesaba katan, mekansal gecikme ve mekansal hata modelleri dikkate alınarak incelenmiştir. Deneysel sonuçlar, geleneksel en küçük kareler regreyonu modelinin hatalı belirlenmiş olduğunu belirterek, model seçim kriterleri tarafından tercih edilen mekansal gecikme modelini önermektedir. Ayrıca, elde edilen sonuçlara göre askeri harcamalar ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur.
Türkiye’de İhracatın Yapısı: Sektörel bir Analiz Bu çalışma, Türkiye’nin ticaret ortaklarının ekonomik büyüme oranlarının farklı sektörlerin ihracatını nasıl etkilediğini, 1996:01-2009:12 dönemi için, değerlendirmektedir. Bu amaçla ihracat sektörlere ve varış ülkelerine göre ayrılmış ve ihracat talebi her sektör için ayrı ayrı modellenmiştir. Her model denklem sistemi olarak tahmin edilmektedir. Sistemdeki her denklem o sektördeki hedef ülkelerden biri içindir. Denklem sistemi tahmininde SUR metodu kullanılmaktadır. Ampirik sonuçlara göre Motorlu Taşıtlar, Ana Metal Sanayi ve Radyo-Televizyon sektörleri analize dahil edilen birçok ülke için en yüksek gelir esnekliğine sahiptir. Diğer taraftan, Gıda Ürünleri sektörü en düşük gelir esnekliğinin gözlendiği sektördür. Makalenin ikinci aşamasında, her ülkenin gelir esnekliğinin yüzde 1 artırılmasının ihracata etkisi üzerine simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Simülasyon sonuçları, ihracatta piyasa çeşitliliğinin AB ülkeleriyle kısıtlı olduğunu göstermektedir.
Türkiye için bir Açık Ekonomi DSGE Modellemesi ve Tahminler Bu çalışmada Türkiye ekonomisi için bir Küçük Açık Ekonomi (SOE) Dinamik Stokastik Genel Denge (DSGE) modeli analiz edilmiştir. DSGE modelleri merkez bankaları tarafından politika belirleme süreçlerinde kullanılabilmektedir. Açık ekonomi DSGE modeli, Türkiye'nin, gayrisafi yurtiçi hasıla büyüme oranı, enflasyon oranı, ve nominal faiz oranı gibi anahtar makroekonomik değişkenlerinin ileriye yönelik tahminlerinin bulunmasında kullanılmak üzere düzenlenmiştir. Bir hibrit model olan BVAR-DSGE veya DSGE-VAR modelinden faydalanılmıştır. Bu model DSGE modelinden gelen teorik bilginin, vektör otoregresyon (VAR) modellerinin Bayesci metodlarla kestiriminin bir birleşiminden oluşur. Kestirimler 1987:1 ve 2011:4 arası üçaylık veri grubuna dayanarak yapılmıştır. Kullanılan model, kestirimi yapılan parametreler, ve DSGE-VAR yöntemiyle elde edilen ileriye yönelik tahminler tartışılarak, Türkiye ekonomisi için öngörülen farklı senaryolar önümüzdeki birkaç çeyrek için değerlendirilmiştir.
Yolsuzluk Ölçümleri: Yeni Yaklaşımlara Duyulan İhtiyaç (Neden Var?) Yolsuzlukların, bilhassa büyük boyuttaki yolsuzlukların, yaygınlığını ve boyutlarını ölçmek zordur. Bu zorluk, yolsuzluğun doğası gereği gözlenebilir bir faaliyet olmamasından kaynaklanır. Buna rağmen, son yıllarda değişik ülkelerdeki yolsuzluğun derecesinin ve yaygınlığına ilişkin anketler yoluyla saptanmış algılara dayalı yolsuzluk-algı endeksleri bulunmaktadır. Dünya Bankası tarafından WGI (World Governance Indicators - Dünya Yönetişim Göstergeleri) adı altında yayınlanan yolsuzluk kontrol endeksi veya ICRG'nin yolsuzluk-algı endeksleri, bu türdeki örneklerden bir kaçıdır. Mevcut yolsuzluk-algı endeksleri büyük boyutlu yolsuzluklardan ziyade, genellikle daha küçük çaplı yolsuzlukların ölçümü için kullanılırlar. Yine de, bu ölçütlerin varlıkları yolsuzluğun ve ekonomik boyutunun anlaşılmasına yönelik bulguların hızla çoğalmasına neden olmuştur. Böylece, bir ülkenin 'ekonomik büyümesi/kişi başına düşen milli gelir seviyesi' ile o ülkede yolsuzluğun görülme sıklığı arasındaki güçlü negatif korelasyona dair geniş çaplı bir fikir birliği oluşmuş ancak, bunlardan hangisinin diğerinin nedeni olduğuyla ilgili benzer bir uzlaşma sağlanamamıştır.
Öte yandan, mevcut literatürdeki regresyon analizlerinin sonuçları, kullanılan yolsuzluk endekslerine göre değişmekte; dolayısıyla bunlara dayalı standart politika önerileri üretmek güçleşmektedir. Öte yandan, endeksler arasındaki korelasyonun mükemmellikten (ölçümlerin algıya dayalı olması) dolayısıyla uzak olduğu düşünüldüğünde bu şaşırtıcı bir durum olmaktan çıkmaktadır.
Bu seminerde, var olan yolsuzluk ölçümlerinde, gözlenemeyen fenomenlerin boyutlarını, özlemlenebilir sonuçları yahut göstergeleri üzerinden yapılan çıkarsamalar yoluyla kestirme yaklaşımına dayalı bir iyileştirme yapabilir miyiz sorusunu tartışacağım. Yani bu seminerde ele alacağım soru bir anlamda; bir ülkedeki kayıt dışı ekonominin boyutuna veya kayıt altına alınmamış işlem hacmine dair çıkarım yapmak için resmi GSYİH rakamları ile enerji tüketiminin veya para arzının işaret ettiği GSYİH arasındaki farkın kullanılmasına benzer bir yaklaşımı yolsuzluk bağlamında da kullanabilir miyiz sorusu olacak.
Türkiye'de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Makroekonomik Yansımaları Bu çalışmada son dönemde Türkiye'de kamu ve özel kesim tasarruf oranlarının gelişimi incelenmektedir. Küresel kriz sonrasında tasarruf açığının temel nedeni olarak özel kesimin tasarruf açığının nedenleri ele alınmaktadır. Bu çerçevede hane halkı tasarruf verileri ve Türkiye'deki üretim yapısının giderek ithalata bağımlı hale gelmesi incelenmektedir. Son dönemde artan kamu tasarruf açıklarının önüne geçmek için yapılan vergi artışları ve fiyat ayarlamaları da yine bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Mobil Telekomünikasyon Hizmetlerinde Yerel Ağ Etkileri ve Tüketici Tercihi Bu çalışmanın amacı Türkiye'de mobil telekomünikasyon hizmetlerinde ağ/şebeke etkilerinin ölçeğini belirlemek ve tüketici tercihini etkileyen diğer faktörleri incelemektir. Bu amaç kapsamında Türkiye genelinde uygulanan tüketici eğilimi anketlerinden faydalanılmış ve kesikli tercih modelleriyle elde edilen tahmin sonuçları değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına gore tüketici tercihleri bölgesel düzeyde önemli farklılıklar göstermektedir. Ayrıca ağ/şebeke etkileri üzerinde ülke genelinde şebeke büyüklüğünden daha çok yerel piyasa güçleri etkili olmaktadır. Bu sonuç, firmaların rekabet stratejilerinde ve düzenleyici kurumların regülasyon uygulamalarında ağ etkilerinin kaynağı olarak firmaların ulusal piyasa payları ile beraber yerel unsurları da dikkate alması gerekliliğine işaret etmektedir.
Optimal Kamu Alımı İhaleleri ve Rekabetçi Ortam: Türkiye Analizi Kamu Alım İhaleleri Türkiye GSYH'nın yaklaşık %7 sini oluşturmaktadır. 2011 yılında 192500 ihalede toplam 75 milyar TL lik harcama yapılmıştır. Bu kadar büyük miktarlar tutan kamu alımı ihalelerin en düşük fiyattan alımın yapılacağı şekilde en ideal ortamda gerçekleştirilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada Kamu İhale Kurumu veri seti kullanılarak 2004-2009 yılları arasında gerçekleştirilen bütün kamu alımı ihaleleri analiz edilmiştir. Analizde ihalelerdeki rekabetçi ortamı etkileyen faktörler, katılımcı sayısınının sözleşme fiyatı üzerine etkisi ve en düşük alım fiyatını sağlayan optimal katılımcı sayısı belirlenmiştir. Ampirik analizler sonucunda üç temel sonuca ulaşılmıştır. Birincisi, ihalelere verilen teklif sayısı ile sözleşme fiyatı arasında önemli ve negatif bir ilişki vardır. Diğer bir değiş ile ihalelerde rekabetçi ortam arttıkça sözleşme fiyatı düşmektedir. İkinci sonuç, ihaleleri verilen teklif sayısını belirleyen faktörleri içermektedir. Özellikle ihalelerin yabancı firmaların katılımına açık olması katılımcı sayısını önemli ölçüde arttırmaktadır. Son olarak, üç farklı sektör için optimal katılımcı sayısı belirlenmiştir. Hizmet alımı ihalelerinde sekiz, mal alımı ihalelerinde yedi ve yapım ihalelerinde 13 teklif sayısı en düşük sözleşme fiyatının gerçekleşmesi için gereklidir. Bu çalışmanın sonuçları kamu alım ihalelerinin daha verimli şekilde gerçekleştirilmesi için öneriler içermektedir.
Türkiye'de Kentlerin Büyümesi ve Büyümenin Belirleyicileri Bu çalışmada 1980-2007 döneminde Türkiye'de kentlerin büyümesi ve büyümenin belirleyicileri analiz edilmektedir. Türkiye'de kent büyüklüklerinin dağılımının önemli farklılıklar göstermesi, kentlerin sahip olduğu ekonomik, sosyolojik, coğrafi, tarihi, kültürel gibi içsel faktörler ile diğer dışsal faktörlerle açıklanabilir. Bazı kentler bu faktörlere bağlı olarak daha hızlı, daha yavaş veya paralel büyüme sergilemektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada ilk olarak Türkiye'de kentlerin nüfus büyüklüklerinin zaman içerisinde dağılımı Zipf Kanunu ve Lorenz eğrisi yaklaşımları kullanılarak analiz edilmektedir. Çalışmada, ikinci olarak, kentlerin büyümesinde rol oynadığı düşünülen uzmanlaşma, yığılma, rekabet, uzamsal etki, sağlık, doğurganlık hızı, eğitim ve coğrafi konum gibi olası faktörlerin kentlerin büyüme hızı üzerindeki etkileri regresyon analizi ile tahmin edilmekte ve çalışma bulgularına göre politika önerilerinde bulunulmaktadır.
Gelişmiş Ekonomilerde Mali Baskınlık Problemi ve Finansal İstikrarsızlık Altında Geleneksel Olmayan Para Politikası Yeni Bir Para Politikası Aracı Olabilir mi? Bugün global finansal krizin çıkmasının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen global ekonomik görünüm hala oldukça kırılgan bir görünüm sergilemektedir. Özellikle 2011 yılının sonunda bankacılık sektörüne ve ülkelerin borç sürdürülebilirliğine ilişkin kaygıların zirve yaptığı bir yıl olmuştur. Global ekonomide görülen zayıflıklar finansal piyasalarda kısır döngünün oluşmasına zemin hazırlamıştır. Finansal piyasalarda yaşanan bu kısır döngü şu şekilde karakterize edilebilir: Finansal piyasalarda özellikle kamu borcunun sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar kredi riskinin ve volatilitenin artmasına neden olmuştur.
Bu kapsamda çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde belli başlı merkez bankaları tarafından kriz süresince finansal istikrar ve makro ekonomik istikrara yönelik geleneksel olmayan para politikası uygulamalarına değinilecektir. İkinci bölümde ise ülke deneyimlerine yer verilecektir. Son bölümde ise para politikası aracı olarak geleneksel olmayan para politikasının bir para politikası aracı sınırları hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler açısından tartışılacaktır.
Petrol fiyatları ile Çıktı arasındaki ilişkinin asimetrik bir analizi: Türkiye uygulaması Bu çalışmada Türkiye'de petrol fiyatlarındaki değişimin çıktı üzerindeki asimetrik etkileri analiz edilmiştir. Türkiye'yi konu alan önceki çalışmalardan farklı olarak iktisadi aktivite ve petrol fiyatları arasındaki asimetrik ilişkinin varlığı iki rejimli Eşik VAR (TVAR) modelinden elde edilen rejim-bağımlı etki tepki ve varyans ayrıştırma ile araştırılmıştır. Analiz sonuçlarına göre makroiktisadi aktivite ile petrol fiyatları arasındaki ilişkinin doğrusal değildir ve asimetrik bir yapı göstermektedir: petrol fiyatlarındaki değişme belirli bir eşik değeri aştığı takdirde enflaston ve çıktı üzerinde anlamlı bir etkiye sahiptir. Düşük petrol fiyatları değişimi rejiminde makroekonomik değişkenlerin petrol fiyatlarına tepkisinin daha düşük çıkması, ancak belirli bir eşiği aşan petrol fiyatları değişiminin iktisadi aktivite üzerinde daraltıcı etkisi olabileceğini ima etmektedir.
Avrupa Para Talebinde Doğrusalsızlıkların Modellenmesi: Eşik Eşbütünleşim Modeli Uygulaması Para talebi fonksiyonu, para politikaları ile ekonominin geri kalan kısmı arasındaki bağlantıyı temsil etmesinden dolayı, makroekonomik modellemede önemli bir yapı taşı olarak kabul edilmiştir. Para talebi literatürünün önemli bir kısmı para arzına gelen bir şokun, enflasyon, faiz oranları, milli gelir, özel yatırımlar ve diğer politika değişkenlerine olan beklenen etkisini ölçmeyi sağlayan istikrarlı para fonksiyonu ile ilgilenmektedir. Bu çalışma, 1980-2010 döneminde Avrupa Bölgesi için para talebi, GSYIH, enflasyon ve faiz oranları arasındaki ilişkiyi ölçmek için hem doğrusal hem de doğrusal olmayan tahmin yöntemlerini kullanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Avrupa para talebini doğrusal ve doğrusal olmayan çerçevede karşılaştırmaktır. Bu bağlamda, öncelikle vektör otoregresif (VAR) modeli tahmin edilmiştir. Daha sonra eşik eşbütünleşim modeli tahmin edilmiş ve para talebi modelinin doğrusal olmayan özellikleri incelenmiştir. Mevcut uygulamalı literatürün aksine, doğrusal VEC modeli istikrarlılık belirtileri göstermiştir. Ancak, modelde ekonomik teori ile çelişkili, doğrusal olmayan model ile açıklanabilen bazı sonuçlar bulunmaktadır. MTAR tipi eşik eşbütünleşim modelinin sonuçları Avrupa Bölgesi para talebinde doğrusalsızlığı doğrulamaktadır. Doğrusal olmayan modelde, alt rejimin düzeltme katsayısı (ECM), üst rejime kıyasla uzun dönemde dengeye doğru daha hızlı bir hareket göstermektedir. Bu bağlamda, doğrusal olmayan model, doğrusal modele göre Avrupa para talebi için ekonomik literatüre daha iyi bir uyum göstermektedir.
Ham Petrol Talep Dinamiklerinin Özyetinim Yöntemi Kullanılarak Tahmin Edilmesi: Türkiye Örneği Zaman serilerine yönelik ileri bir özyetinim tahmin yöntemi kullanarak 1996 - 2011 yılları arasında Türkiye'de ithal ham petrol talebinin fiyat ve gelir esnekliklerinin nasıl değişim gösterdiğini çözümlüyoruz. Sonuçlar, petrol talep işlevinin geleneksel tahmin yöntemlerince gözlenemeyen devingen yapısını ortaya koyuyor. Yaklaşımımız, hızla değişen ekonomik koşullar dünyasında politika yapıcılara farklı makroekonomik problemleri tahmin etmek için yararlı bir araç sunuyor.
Enflasyon ve Enflasyon Belirsizliği: Dinamik Bir Yaklaşım Bu çalışma dinamik bir yaklaşım uygulayarak 1976-2007 dönemi için Amerika'da enslayon ve enflasyon belirsizliğini araştırmayı amaçlamaktadır. Daha yapılan çalışmalarda bu ilişki GARCH yöntemi le incelenmiştir. Bu çalışmada digger çalışmalardan farklı olarak enflasyon ve enflasyon belirsiliği arasındaki ilişki dinamik bir yaklaşım olan Stokastik Oynaklık modeli ile araştırılmıştır. Bu modelde gözlenemeyen oynaklık ortalama denklemine açıklayıcı bir değişken olarak eklenerek hem enflasyonun hem de oynaklıktaki şokların enflasayon ve oynaklığı üzerindeki zaman içindeki etkileri dinamik bir şekilde izlenebilmektedir. Ampirik bulgulara gore enflasyon belirsizliğindeki şokları enflasyonu artırmaktadır. Bu sonuç eflasyonun çeşitli tanımları ve çeşitli dönemlerde de tutarlıdır.
Heterojen Karma Paneller İçin Granger Nedensellik Testi Bu çalışmada, heterojen karma modeller için Meta analizine dayalı basit bir Granger nedensellik yaklaşımı önerilmiştir. İlk olarak, hem yatay kesit bağımsızlığı hem de yatay kesit bağımlılığı durumlarında Monte Carlo deneyleri yardımıyla önerilen nedensellik testlerinin sınırlı örneklem özellikleri incelenmiştir. Daha sonra, 20 OECD ülkesi için ihracata dayalı büyüme hipotezi üzerine ampirik bir çalışma yapılarak bu hipotezin geçerliliği test edilmiştir.
Sanayi Üretimi Büyümesinin Faktör Modelleri ile Tahmini: Türkiye Örneği Bu çalışmada, Türkiye ekonomisi için sanayi üretimi büyümesi tahmininde faktör modellerinin performansı değerlendirilmektedir. Tahmin denklemlerinde kullanılacak faktör sayısı seçimi önemli bir husustur. Bu çerçevede, Bai ve Ng (2002) tarafından geliştirilen bilgi değeri kriterleri kullanılarak faktör sayısı her dönem için seçilerek, örneklem dışı tahmin yöntemi ile tahmin performansı değerlendirilmektedir. Stock ve Watson (2002) çalışması çerçevesinde faktör sayısının her dönem için sabit tutulduğu durum da incelenmektedir. Çoklu dönem sonrası tahminlerde doğrudan ve ardışık olmak üzere iki farklı yaklaşım benimsenebilir. Marcellino, Stock ve Watson (2006) eğer bir adım sonrası için modeller doğru şekilde belirlenmişse ardışık yöntemin daha iyi olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede, bu iki yaklaşımın performansı nasıl etkilediği de incelenmektedir. Son olarak, Stock ve Watson (2003) tarafından da vurgulandığı üzere tahmin kombinasyonu bireysel tahminlerden daha iyi performans gösterebilir. Bu çerçevede, faktör elde etmede kullanılan değişkenlerden tek tek alınan tahminlerin ortalaması ile bu değişkenlerin tamamından elde edilen faktörlerin kullanılmasıyla ortaya çıkan tahminler karşılaştırılmaktadır.
A Regime-Dependent Assessment of the Information Transmission Dynamics between Oil Prices, Precious Metal Prices and Exchange Rates We use the Bayesian Markov-switching vector error correction (MS-VEC) model and the regime-dependent impulse response functions (RDIRF) to examine the transmission dynamics between oil spot prices, precious metals (gold, silver, platinum, and palladium) spot prices and the US dollar/euro exchange rate. Using daily data from 1987 to 2012, two regimes (low and high volatility regimes) appear to be prevalent for this system. We find evidence that among the five commodity prices the gold prices are the most informative in the group in the high volatility regime, while gold, palladium, and platinum are the most informative in the low volatility regime. Though the platinum and palladium prices impact each other, the impacts in the high volatility regime are asymmetric. In addition to its low correlation in the group, palladium’s negative impact on the exchange rate and gold makes it a reliable hedge asset for investors. Gold is the least volatile variable, thus affirming its use as a “safe haven” asset, while silver and oil are the most volatile in the group. Understanding the dynamics of these commodity price should help investors decide how to invest during periods of low vs. highly volatile regimes.
Türkiye'de Akaryakıt Tüketiminin Dinamikleri ve Yasadışı Akaryakıt Faaliyetlrinin Tahmin Edilmesi We expose the dynamics of fuel demand by examining demand functions at intervals much shorter than those attempted in the previous studies. To accomplish this, we employ maximum entropy resampling based interval estimates in a fixed width rolling window framework. Our approach does not only facilitate the use of a uniform specification in a sequential procedure but also provides robust and efficient estimates that can evolve over time. In order to demonstrate our methodology, we use monthly data between January 2003 and December 2012 and focus on the demand for diesel and gasoline in Turkey. Despite the large price fluctuations, our sequential estimates yield remarkably stable long-run price elasticities averaged at -0.16 and -0.20 respectively. We also obtain robust results showing that the income elasticities of the both fuels display asymmetric responses to negative or stagnant GDP growth. Ours is also the first study to develop a method for estimating illegal fuel activity. The results show estimated monthly illegal activity ranging from approximately 4 to 20 million liters for diesel fuel and from 0.5 to 2.7 million liters for gasoline, which results in a total tax loss of 1.3 billion US dollars over the last six years in Turkey.
Annenin Çalışmasının ve Çocuk Bakımının Erken Çocukluk Gelişimi Üzerindeki Etkileri Bu çalışma annenin çalışmasının ve aile dışındaki çocuk bakımının, çocukların erken çocukluk dönemindeki sağlık ve bilişsel gelişimi üzerindeki etkilerini inceler. Bu amaçla hibrit sağlık ve bilişsel başarı üretim fonksiyonları iki aşamalı sistem genelleştirilmiş momentler yöntemi kullanılarak dinamik bir çerçevede hesaplanmıştır. Çocuk beslenmesi, çocuğun yetiştirilme şekli, ev ve çocuk bakımı hakkında bilgiler içeren ulusal temsili bir veri seti kullanılarak ev kalitesi ve çocuk bakımı kalitesi indeksleri oluşturulmuştur. Sonuçlar, yüksek kaliteli ev ortamının çocukluk dönemi obezite riskini, aşırı kilolu olma riskini ve davranış problemlerini azalttığını ve ayrıca çocuğun genel sağlık durumunu ve bilişsel başarısını artırdığını göstermektedir. Bunlara ek olarak, yüksek kaliteli ev dışında alınan çocuk bakımı bilişsel başarıyı geliştirmekte ve davranış problemlerini azaltmaktadır. Yüksek kaliteli evde alınan çocuk bakımı çocuğun aşırı kilolu olma riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Annenin çalışma saatindeki artış çocuğun davranış problemlerini azaltıp genel sağlığını artırırken obezite riskini artırmaktadır. Başka bir önemli bulgu ise çocukluk döneminde obezitenin önemli ölçüde bilişsel başarıyı düşürmesidir. Kalite değişkenlerinin hesaplamalara eklenmesi, çocuk bakımı ve annenin çalışması değişkenlerinin büyüklüğünü ve anlamlılık derecelerini değiştirmektedir. Ayrıca, gözlemlenmeyen heterojenliği kontrol etmek amaçlı iki aşamalı sistem genelleştirilmiş momentler yöntemi kullanıldığında, kalite değişkenleri teorik olarak beklenen işaretlere sahiptirler.
The Relationship Between Energy and Economic Growth: An Empiricial Evaluatin On Central Asian Countries and Azerbaijan Many countries need energy for economic development and growth. Thus, it is vital to secure enough energy resources to sustain economic growth. In 1990’s after the collapse of Soviet Union, the countries in Central Asia and Azerbaijan gained their new position in the international system as new independent states and they have gone into a new process with becoming integrated to global economy via international trade and energy channels. At the end of the separation process from Soviet Union, even these countries did not have industrial power, they had very rich energy resources that have been pusher factor on their economic growth potential. Therefore, it is very important to investigate into the effects of energy use on economic growth in these countries. In this study, general nature of energy industry in countries in Central Asia and Azerbaijan reviewed under subtitles of production, consumption, reserves and exportation categories. Furthermore, the effect of energy use on economic growth is analyzed for panel of these countries by using Neo-classical Aggregate Production Model where capital, labor and energy are treated as separate inputs. Our empirical study indicated that the more energy use does not lead to more economic growth.
Alternatif Faktör Modelleri ile Tahminler: Türkiye Örneği Bu çalışmada, çok sayıda veriden faktör elde etmek için kullanılan Stock ve Watson (2002) ile Forni, Hallin, Lippi ve Reichlin (2005) yöntemlerinin tahmin performansına etkileri karşılaştırılmaktadır. İlk yaklaşım, statik temel bileşenler yöntemi ile faktörleri elde ederken, ikinci yaklaşımda frekans ortamı (frequency domain) metotları ile dinamik temel bileşenler yöntemi kullanılarak faktörler elde edilmektedir. Diğer yandan, faktör elde edilen yönteme ek olarak, faktör sayısı, veri seti büyüklüğü ve çoklu dönem tahmin yöntemleri ile hedef değişkenin yapısı, modellerin öngörü performansını etkileyebilmektedir. Bu çerçevede, Türkiye için alternatif faktör modellerinin sanayi üretimi ve enflasyon verileri için tahmin performansı incelenmiştir. Faktör elde etmekte kullanılan yöntemin tahmin performansına etkisinin, yazındaki diğer çalışmalara benzer şekilde, sınırlı olduğu bulunmuştur.
Kamu Alım İhalelerinde Verimlilik: Optimal Teklif Sayısı Analizi Bu çalışma kamu alım ihalelerinde mümkün olan en düşük alım fiyatının elde edilmesini sağlayan optimal teklif sayısını ampirik yöntemler kullanarak belirlemeyi hedeflemektedir. Çalışma çerçevesinde Kamu İhale Kurumu tarafından derlenmiş, Türkiye'de 2005-2012 yılları arasında gerçekleştirilen yarım milyondan fazla kamu alım ihalesini içeren veri seti incelenmiştir. Firmaların teklif davranışının içsel olmasından kaynaklanan yöntem ile ilgili problemini çözmek için araç değişken yöntemi uygulanmıştır. Ampirik sonuçlar içsellik probleminin sonuçlar üzerinde önemli etkilerinin olduğunu göstermektedir. Ampirik analizler en düşük alım fiyatının sağlandığı optimal bir teklif sayısının bulunduğunu ve bu sayının sektörlere göre farklılıklara sahip olduğunu göstermektedir. Makalenin sonuçları politika yapıcılar tarafından kamu alım ihalelerinin daha düşük fiyat ile sonuçlanmasının sağlanması için yapılacak düzenlemelerde kullanılabilir.
Türkiye'de İl Bazında Büyüme Yakınsaması Analizi: Mekansal Ekonometrik Açılımlar Bu çalışmanın ana amacı Türkiye'de 1991-2009 dönemi boyunca iller arası mekansal etkileşimlerin büyüme yakınsamasını nasıl etkilediğini araştırmaktır. İlk olarak, 1991-2009 yılları arası il bazında büyüme yakınsamasını ortaya koymak amacıyla yatay kesit düzeyinde kapsamlı bir mekânsal ekonometrik model seti kullanılmaktadır. Sonuçlar iller arasında mutlak ve koşullu yakınsamanın varlığına işaret etmekte, il bazında büyümede itici gücün istihdam ve lise mezunları ile ölçülen beşeri sermaye olduğunu ortaya koymaktadır. İkinci olarak, mekânsal dinamik panel veri modelleri kullanılarak metodolojik bir açılım sağlanmaktadır. Bulgular 2002-2007 döneminde yapısal bir değişiklik olduğunu göstermekte, başlangıçta anlamlı etkisi olmayan kamu ve özel yatırımların bu dönemde büyümeye katkı sağladığı ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan, istihdam ve üniversite mezunları ile ölçülen beşeri sermaye illerin büyümesi üzerinde baz döneme kıyasla fark yaratamamış görünmektedir. Tanılayıcı testler ve model seçim prosedürleri Türkiye'de il bazında istihdam yakınsamasını modellemede uygulanan mekânsal ekonometrik yöntemlerin yalnızca geçerliliğini değil, aynı zamanda üstünlüğünü de göstermektedir. Elde edilen bulgular ihmal edilen mekânsallığın yalnızca iller arası ekonomik bağların gizlenmesine değil, aynı zamanda yanlı, tutarsız veya etkinsiz parametre tahminlerinin yol açtığı yanıltıcı çıkarımlara sebep olabileceğini doğrulamaktadır.
Verimliği Hızlı Artan mı Karlı, Nüfusu Hızlı Artan mı? Uluslararası Ticaret Altında Uzun-Dönemli Bir Genel Denge Analizi We study the closed-form autarky and trade solutions of a dynamic 2 × 2 × 2 Heckscher-Ohlin model in an overlapping generations setup with differing population growth rates across regions. Our analysis shows that differences in population growth rates give way to differences in relative good and factor prices, creating the basis for comparative advantages in the same way as suggested by the static Heckscher-Ohlin model. Furthermore, these comparative advantages last in the long run, thereby allowing trade to continue to occur even after the steady-state is reached. Our solutions reveal, however, that trade does not necessarily improve the welfare of both regions in the long run, implying that the demographically induced relative factor endowments alone may not be sufficient for trade to be mutually beneficial over time. The explanation we offer for this nicely complements previous studies that obtained similar results by using overlapping generations general equilibrium models within two region setups with steady populations. Extensions of the model which incorporate Ricardian productivity differences reveal that welfare effects of trade -and the design of compensation schemes that make trade Pareto-superior to autarky- would crucially depend on these productivity differences. Allowing for time-varying productivity differences generalizes this last result under the assumption that the capital-abundant region (representing today's advanced economies) has higher productivity levels in both sectors. Specifically, if productivity differences favor the capital-intensive sector more in the capital-abundant region over time, then what makes trade Pareto-superior to autarky in this region is a sufficiently large population growth rate. Put differently, Heckscher-Ohlin factor proportions and Ricardian productivity differences channels are complementary for trade to be Pareto-superior to autarky in both regions.
Time Varying Cointegration and Kalman Filter Despite its popularity in analyzing different kinds of time varying parameter models, the Kalman Filter (KF) technique has been overlooked so far in the literature on cointegration vector (CV) instability for two reasons: i) because it suggests a very specific (stochastic) form of time variation in the estimated parameters and may fail to capture more general models such as structural breaks, regime switches, etc., and ii) it is vulnerable to the problem of spurious regression because of its Gaussian error assumption and the imposition of a cointegrating relation without the test for it. We propose a method that address the latter issue and offers a reliable recovery of the instability in CVs. The results show that KF provides an encompassing estimation strategy to the estimation of CV whether it is time varying or not. Thereby, our methodology proposes a "universal" method of estimation for cointegrating vectors, suggests a method of testing for cointegration when the relation is time varying, and avoids the risk of spurious regression.
Demokrasi, Reel Ücretler ve Üretkenlik 7 yıllık bir aradan sonra Türkiye 1987'de tekrar "demokratik" rejime döndü. Bu çalışmada, demokrasiye geçiş sonrasında Türkiye imalat sanayiinde reel ücret ve üretkenlik dinamiklerini inceliyoruz. 1988-2993 döneminde imalat sanayiindeki ortalama reel ücretler %120 arttı. Aynı dönemde imalat sanayiinde olağanüstü toplam faktör üretkenliği ve işgücü üretkenliği artışı da gözlendi. Bu gözlemler temelinde reel ücret artışlarının, rekabet gücünü koruyabilmek için firmalarda üretkenlik artışına yol açtığı hipotezini oluşturuyoruz. Nedensellik testleri, imalat sanayiinin büyük bir kesiminde reel ücretlerdeki artışın üretkenlik artışına yol açtığını göstermektedir. Bu sonuçlar Rodrik'in (1999) "demokrasiler daha yüksek ücret öder" hipotezini de desteklemektedir.
Büyük Veri Büyük veri geleneksel veri işlemcilerinin yetersiz kaldığı çok büyük ve komplex veri kümelerine verilen isimdir. Büyük veri iş adamları ve tüketiciler için büyük fırsatlar sunmaktadır.Verinin hacmi ve çeşitliliği hızlı bir şekilde arttıkça, birbiriyle ilişkili verileri doğru bir şekilde analiz etme kabiliyeti , büyük verinin değerinin anlaşılması , iş adamları ve tüketiciler arasındaki etkileşimi ticari değere dönüştürme adına daha önemli hale gelmektedir.İş adamları için büyük veri, tüketicilerin yaklaşımlarını ,tercihlerini ve davranışlarını daha derin bir şekilde anlamak ve her etkileşimi müşteri ile daha ilgili, zamanında, güvenilir ve karlı bir şekilde müşteriye hizmet olarak sunmak için büyük bir fırsat sunmaktadır. Büyük veri müşterilerin bankalarından ve diğer iş kollarından hızlı, daha uygun ve kişiye özel hizmetler alabilmesi için de önemli imkanlar sunmaktadır. Birçok sektör iş analitiği kullanmaktadır ama büyük veri daha farklı bir araçtır. Bununla birlikte büyük veri hızlı ve devamlı karar verme işini kolaylaştırmak için farklı teknolojiler ve yeni bir yönetim anlayışı gerektirmektedir. Şuan için birçok endüstride çok iyi bilinen bazı şirketler kendi operasyonlarını optimize etmek , yeni hizmet ve ürünler sağlamak için büyük veri ile uğraşmaktadır. Araştırmalar 2014 yılı itibari ile dünya genelinde biriken veri miktarının 7000 exabytes ulaşmış olduğunu göstermektedir. Buna karşılık sadece verinin yüzde 0.5'i yapılandırılmış ve analiz edilmiştir. Verinin büyüklüğü onu geleneksel olarak analitik için kullanılan işletme bilgisinden farklılaştırmaktadır .Büyük veri tek bir server için oldukça büyük, ilişkisel veritabanı için yapılandırılmamış durumdadır. Birçok yeni teknoloji bu bilgiyi yönetmek için mevcuttur,ama organizasyonlar büyük veriyi anlamlandırabilmek için veri bilimcilere ihtiyaç duymaktadırlar. Büyük veri kanıta dayalı , hızlı ve karar alma akışını destekleyen yeni yaklaşımlar ile beraber yeni karar alma mekanizmaları gerektirmektedir. İş hayatını geliştirme adına büyük veriyi kullanmak için birçok yol vardır , mesela;
* Rutin iş karar alma süreçlerinin hızlandırılması; UPS gerçek zamanlı rota belirlemek için büyük veriyi kullanmaktadır, bununla şirket 85 milyon galon yakıt tasarrufu sağlamayı hedeflemektedir.
* Yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi;Büyük verinin en heyecan verici uygulaması olarak yeni ürün geliştirilmesi gösterilmektedir. Nest Thermostat ve Monsanto’nun hava verisi tabanlı ekim ve dikim hizmetleri gösterilebilir.
* GE enerji üretimi için kullanılan 1500 gaz türbinini merkezi bir sistemle izlemekte ve bu altyapıda elde edilen büyük veri üretim performansını geliştirebilmek için kullanılmaktadır.
Şirket izlenen türbinlerin enerji üretiminde büyük veriden elde edilecek yazılım ve network optimizasyonları, daha iyi bir dağıtım hizmeti ve geliştirilmiş gaz/güç sistem harmonisi ile en az yüzde 1'lik bir verim artışı hedeflemektedir, bu ise önümüzdeki 15 yılda 66 milyar dolarlık bir tasarruf anlamına gelmektedir.
Büyük verinin geleceğini ilişkin en önemli rapor McKinsey tarafından yayımlanmıştır, raporda veri yönetimi için sadece ABD de 1,5 milyon veri kavrayışı yöneticiye ihtiyaç duyulacağı öngörülmektedir.
U.S. Monetary Policy Normalization and Global Interest Rates As the Federal Reserve continues to normalize its monetary policy on the back of a strengthening U.S. economy, this paper studies the impact of U.S. interest rates on global interest rates. We measure spillover effects for a large group of countries, and find that (i) they are generally smaller than correlations would suggest, and (ii) they vary a great deal across countries. We distinguish between interest rate movements that surprise markets versus those that are anticipated, and find that most countries see greater spillovers from the former. We then distinguish between movements in the term premium and the expected path of risk-free rates, concluding that countries respond differently to these shocks. Finally, we explore the determinants of monetary autonomy using an interacted panel VAR approach. We find strong evidence for the role of exchange rate flexibility, capital account openness, but also a significant role for other determinants, such as dollarization of liabilities in the financial system, and the credibility of fiscal and monetary policy.
Çin'in Cari İşlem Hesabı Dinamikleri: Doğrusal Olmayan Birim Kök Yaklaşımı Bu çalışma, cari işlem hesabı dengesinin zaman serisini inceleyerek Çin'in cari fazlasının uzun dönemde sürekli olup olmadığını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Cari işlem hesabındaki uyarlamanın doğrusal olamayabileceğini dikkate alarak, veri üretme sürecinde doğrusal olmayan dinamikleri ve yapısal kırılmaları modellerine dahil eden Kapetanios vd. (2003) ve Sollis (2004) tarafından geliştirilen doğrusal olmayan birim kök metotlarını kullanıyoruz. Çalışmanın sonuçları cari işlem hesabının durağan olmadığını ortaya koyarak Çin'in cari dengesinin sürdürülebilir bir patikada olmadığını göstermektedir.
Farklı Ülke Grupları İçin Enerji Tüketimi ve İktisadi Büyüme Arasındaki İlişki Bu çalışmada Dünya Bankası gelir sınıflandırılması temel alınarak dört farklı gelir grubuna ait toplamda 119 ülke paneli için enerji tüketimi ile iktisadi büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin ülkelerin gelir düzeylerine göre değişip değişmediği incelenmiştir. 1970-2015 dönemi için değişkenler arasındaki eş-bütünleşme ilişkisinin tespitinde ARDL sınır testi ve Granger nedensellik analizleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, yüksek ve uzun dönemde ortalamanın üzerinde gelir düzeylerine sahip ülkeler için İki Yönlü Hipotezin, uzun dönemde ortalamanın altında ve kısa dönemde ortalamanın üzerinde gelir gruplarına ait ülkeler için Korumacı Hipotez geçerlidir. Son olarak çalışma, düşük ve kısa dönemde ortalamanın altında gelir düzeylerine sahip ülkeler için Tarafsızlık Hipotezinin geçerli olduğunu ortaya koymuştur.
A Review of Small and Medium Sized Enterprises (SMEs) in Turkey Small and medium sized enterprises (SMEs) constitute a major part of the economies of both developed and developing countries. SMEs play a very important role in the Turkish economy as well. They make up 91.9 percent of all enterprises, represent 78 percent of all employment and constitute 55 percent of GDP and 50 percent of total investment. Definitely, supporting the SMEs can provide a sustainable and balanced economic growth. Their integral role within an economy has become a source of inspiration for several academicians to study SMEs from different perspectives. This paper aims to categorize and summarize these studies. The fields of categorization are "Economic Growth, Finance and Risk, Management, Innovation, Supports, Industries and Globalization and Internationalization". Information about the sources of data are also provided.
Do I Interpret Data Correctly? "Rhetoric" is the art of persuading others. Since one of the aims of statistics is to persuade people, it can be considered as a branch of rhetoric. The special thing about statistics is that it uses numbers rather than words in this process. This study tries to summarize the problems that can be faced while starting to work with data and moreover it also focuses on the points necessary to overcome these problems. While starting to make a research, infact the first and maybe the most important step is to understand the data perfectly. One has to ask questions like where these data are coming from, how trustable they are and what they do mean. In other words, one has to ask the question "Do I interpret the data correctly?" The answer to this question is very important because all of the emprical results that will be obtained later on and the arguments that will be produced after obtainig the results will entirely depend on the data that are used. If there is a problem with the data the results and arguments can lead to illusion. Unfortunately, in most of the applied statistical and econometric studies this first step is mostly ignored. No one should be blamed for this situation because importance of analysis of data is very recently realised. This study focuses on the example of Gross National Product (GDP) data in order to explain the mentioned problems.