| Konu | Özet |
|
A Sectoral Analysis Of Spatial Regional Employment Dynamics Of Turkish Provinces |
This paper aims to analyse how the concentration of sectoral employment across Turkish provinces
has changed between 1985 and 2000. First, a beta convergence analysis of the provincial employment
rates for manufacturing, agriculture and services are performed by employing a seemingly unrelated
regression model(SUR). Then this model is extended in order to capture the spatial aspects of the
employment dynamics, where spatial dependence is handled in alternative ways. In the second part of
the paper, on the otherhand, spatial variations in the relationships are examined with geographically
weighted regression (GWR) to reveal some geographical variations in the results.
|
|
Income Inequality and Economic Convergence İn Turkey |
Even though the convergence of regional per capita incomes has been a highly debated issue internationally,
empirical evidence regarding Turkey is limited as well as contradictory. This paper is an attempt to investigate regional income
inequality and convergence dynamics in Turkish GDP. First, Theil coefficient of concentration index has been employed in order to
analyze the dispersion aspects of convergence process which shows a pro-cyclical character. Then, the paper investigates the convergence
dynamics, taking regional interdependencies into account. Empirical results indicate that there is convergence at the national level.
Moreover, spatial error model is preferred by the model selection criteria, indicating that typical least squares regional convergence
model is misspecified. |
|
A New Series For Istanbul Stock Exchange |
The availability of a stock price index which consists of relatively strong firms in its calculation is important
both for investors and researchers. For Istanbul Stock Exchange (ISE), ISE-100 is an index which covers all the history of the market
but especially for the initial years almost all of the stocks are included in the calculation so the criterion of existence of relatively
strong firms in the calculation is not satisfied for ISE-100. On the other hand, another index for ISE is ISE-30 which includes only 30
stocks in its calculation and they may be considered as relatively strong ones. Unfortunately, ISE started to calculate this index with
the beginning of 1997 so there is a lack of 10 years of period of time. This paper tries to fill this gab by calculating a new index,
named ISE-20 where stocks which have relatively high trading volume and an unbroken price sequence are included in the calculation. |
|
Effects Of Crises On The Relationship Between Macroeconomic Variables And The Stock Market: A Case For Turkey |
Turkey, in the recent history, faced two major economic crises which were in April 1994 and February 2001. In
this paper, we examine whether the risk return relationship as well as the effects of two macroeconomic variables, output growth and
inflation, on real stock returns and volatility changed or not due to these crises using three different monthly indices of the Istanbul
Stock Exchange. We study the effects both for the whole period and the subperiods that we determine regarding the times of the crises
using EGARCH-M framework. Our results show that the risk-return relationship changes as the economy moves from one regime to another.
Moreover, the crises cause some changes on the relationships between stock returns and macroeconomic variables. The greatest impact of
the crisis is seen in the Financial Sector. |
| Farklı-Varyans Uyumlu Kovaryans Matrislerine Ait Tahmin Edicilerin Sapmaları |
Bu çalışmada, regresyon analizindaki hata terimlerinin farklı varyansa sahip olmaları varsayımı
altında katsayılar matrisinin En Küçük Kareler tahmin edicisi dikkate alınmış ve bu terimin kovaryansının tahmin edicileri incelenmiştir.
Öncelikle durumun inceleneceği model kurulmuş ve varsayımlar açıklanmıştır. Daha sonra ise tahmin ediciler tanımlanmıştır. Bu tahmin
edicilerin sapmaları ayrı ayrı hesaplanmıştır. Ayrıca bu sapmaların azaltılabilmesi için bir yöntem teklif edilmiş ve bu yöntemin
sapmaları azalttığı gösterilmiştir. Sapmaların yanısıra varyanslar ve hataların karelerinin ortalamaları da hesaplanabilmektedir. Bu
çalışmanın katkısı çok sınırlandırıcı varsayımlarla da olsa daha önce simülasyonla yapılabilen karşılaştırmaları analitik olarak yapma
yönünde bir adım oluşturmasıdır. |
| Inflation Targeting: An indirect approach to assess the direct impact |
Bu çalışmada heterojen enflasyon beklentilerindeki enflasyon hedeflemesine geçilmesini izleyen degisikligin enflasyonun zaman serisi
özelliklerinde meydana getirdigi değişiklikler incelenmektedir. Bu kapsamda ilk aşamada Granger (1980) çalışmasına kadar dayanan uzun
hafıza modellerinin daha yakından incelenmesi ele alınmıştır. Bireysel kısa hafızalı zaman serilerinin toplanmasıyla meydana gelen bu
modellerde yapılan incelemeler kısa hafıza parametresindeki heterojenlik ve bir değerine olan yakınlığın çok önemli olduğunu göstermiştir. Bu
kısa hafıza (otoregresif) katsayının heterojenliğinin ve seviyesinin düşmesiyle toplamdaki uzun hafızanın kaybolduğu gösterilmiştir. Bu
hipotezi test edebilmek için enflasyon hafızası ve enflasyon beklentileri arasındaki ilişki kullanılmıştır. Enflasyon hedeflemesine
geçilmeden önce heterojen ve ardışık bağımlılığı yüsksek olan bireysel enflasyon beklentilerinin, hedeflemeye geçilmesiyle birlikte merkezi
para otoritesinin yaptığı anons çevresinde odaklanmaya başlaması amaçlanmaktadır. Bu beklenti ve bizim teorik bulgularımız, enflasyon
hedeflemesine geçilmeden önce heterojen enflasyon beklentilerinin sebep olduğu enflasyon uzun hafızasının, hedeflemeye geçildikten sonra
kaybolacağına işaret etmektedir. Böyle bir enflasyon hafızası kısalmasının yaşanıp yaşanmadığı 7 ülke verisi üzerinde yapılan ampirik
bir çalışma ile test edilmiştir. Bulgular bu 7 ülkede de enflasyon hafızasının keskin bir şekilde düştüğünü göstermiştir. |
| Foreign Exchange Crisis, Structural Shifts and Volatility: An Interpretation of Turkish Case |
Türk ekonomisinde 1994 ve 2000 yıllarında ortaya çıkan iki finansal krizi tanımlamak amacıyla
içsel olarak kırılma noktalarını belirlemek için reel döviz kuruna Lumbsdaine ve Papell (1997) birim kök testi (unit root test) uygulanmıştır. Lumbsdaine ve Papell (1997) birim kök testi
reel döviz kurundaki kırılma noktalarını içsel olarak belirlemiştir. 1994 ve 2000 krizleri nedeniyle 2000 sonrası döviz kuru rejimindeki dalgalanmaları
ortaya çıkarmak için birinci dereceden iki-durumlu rejim değişimi AR(1)-ARCH(1) süreç kullanılmıştır. Bu süreç den elde edilen bulgular 2000 sonrası döviz
kurunun serbest dalgalanma sürecinde ayarlanabilir döviz kuru dönemi ile karşılaştırıldığında daha yüksek oynaklığa sahip olduğunu göstermektedir.
|
| The Stability of the Turkish Phillips Curve and Alternative Regime Shifting Models |
Bu çalışma Türkiye'de Phillips eğrisinin istikrarsızlığını incelemektedir. Çalışmada çoklu
yapısal kırılma ve Markov değişim modelleri kullanılmış ve bu iki modelin performansı değerlendirilmiştir. Kullanılan veriler aylıktır
ve 1987-2004 dönemini kapsamaktadır. Çalışmanın bulgularına göre Phillips eğrisi doğrusal ve asimetrik değildir. Enflasyonun kalıcılığı
doğrusal modele gore daha düşük bulunmuştur. 2001 yılından sonra enflasyonun kalıcılığında ufak bir azalma gözlemlenmektedir. |
| Relationship Between Inflation, P/E Ratios And Stock Price Behaviors In Emerging Markets: Empirical Evidence From Istanbul Stock Exchange |
Bu çalışma IMKB'de yeni seri "Endeks-20" kullanılarak fiyat/kazanç oranları, iki makroekonomik
değişken; üretici fiyatları endeksi (ÜFE), tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) ve hisse senedi fiyat hareketleri arasındaki ilişkiyi
makroekonomik modeller kullanarak ölçen bir çalışmadır. IMKB ulusal-30 büyük oranda halka açık, diğer endekslere göre daha likid ve
büyük şirketlerden oluşmaktadır. Bütün piyasanın bir göstergesi olabileceğinden bu endeks araştırmacılar için çok büyük önem taşımaktadır
. IMKB 1986 yılında aktif hale geçmesine rağmen, ulusal-30 endeksi 27 Aralık 1996 yılından itibaren hesaplanmaya başlanmıştır.
Dolayısıyla 10 yıllık bir boşluk vardır. Bu çalışmada IMKB'nin kuruluşundan (1986) itibaren başlayan, büyük ve likiditesi yüksek
şirketlerden oluşan yeni bir endeks oluşturulmuştur dolayısıyla bu endeks yukarda bahsi geçen on yıllık boşluğu doldurmaktadır. Bu
endekste olan firmaların büyük ve likid olarak tanımlanması, işlem hacimlerinin yüksek olduğu ve geçmiş dönemlerde IMKB'de bu
şirketlerle ilgili herhangi bir problem yaşanmadığı şeklinde algılanmaktadır. Bu tür bir endeksle çalışmak araştırmacılar için çok
büyük bir önem arz etmektedir. Bu çalışmadaki regresyon sonuçları, hisse senetlerinin getirileri için fiyat/kazanç oranının anlamlı bir
açıklayıcı değişken olduğunu ortaya koymaktadır, fakat TÜFE ve ÜFE için korrelasyon katsayıları anlamlı düzeyde değildir. Bu sonuç bu
iki değişkenin hisse senedi getirilerinin açıklanmasında anlamlı olmadığını göstermektedir. Bu çalışmada EGARCH modeli kullanılarak
İstanbul Menkul Kıymetler borsasında simetri olup olmadığıda test edilmiştir. Sonuçlar İMKB'de asimetri olduğunu göstermektedir,
bundan dolayı TÜFE ve ÜFE'nin hisse senedi getirisinin hem ortalaması hemde volatilitesi üzerindeki etkisini ölçmek için EGARCH
modeli kullanılmıştır. EGARCH modelinin sonuçları TÜFE ve ÜFE'nin hisse senedi getirilerinin ortalaması ve volatilitesi üzerinde bir
etkisi olmadığını ve bu iki makroekonomik değişkenin Türkiyede hisse senedi getirilerinin ve volatilitelerinin iyi birer açıklayıcısı
olmadıklarını göstermektedir. |
| Finansal Olarak Kırılgan Ekonomilerde Para ve Kur Politikası |
Gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde merkez bankaları, sermaye akımlarının aniden tersine dönmesi, sorumsuz maliye
politikası ve geçmişte uygulanan sicili bozuk para politikaları ve son olarak ekonomide yoğun bir şekilde varlığı hissedilen dollarizasyon soru gibi sorunlar
nedeniyle gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarından farklık göstermektedirler.Bu çalışmada, finansal olarak kırılgan ekonomilerde risk-eklenmiş kapsanmamış
faiz haddi paritesinden hareketle, gelişmekte olan piyasa ekonomilerine özgü baskınlıklar altında Amerikan hazine bonosu, risk primindeki ve döviz kurundaki
değişmelerin farklı kur rejimi ve piyasa gelişmişlikleri sahip ekonomiler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada, geçmişin kırılganlık kaynağının teşkil eden
kur rejiminin bu gün şokları emen bir mekanizmaya sahip olup olmadığı sorusuna yanıt aranacaktır. Çalışmadan elde edilen bulgular ise, dalgalı kur rejimi
altında enflasyon hedeflemesi gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde iyi çalışmasına rağmen her derde deva olmamaktadır. İstikrar odaklı para politikası
ve sorumlu bir maliye politikası uygulanan politika demetinin önemli bir bileşeni olmaktadır. Calvo ve Mishkin (2004) çalışmalarında da belirtikleri
gibi kur rejimi tercihi ikinci dereceden önemli bir sorundur. Kurumsal reformlar (bankacılık sektörünün politik iradeden bağımsız ve etkin bir şekilde
gözetimi, yabancı para birimi cinsinden uyumsuzlukların ortadan kaldırılması, ekonominin daha dışa açık hale gelmesi ve piyasa dostu ekonomik önlemler)
özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde konjonktür karşıtı para politikası uygulamasında ve makro ekonomik performansın sürdürülmesinde
oldukça kritik bir role sahip olmaktadır. |
| Convergence in Measures of the Quality of Life: Evidences for EU Members and a Candidate Country, Turkey |
It is well accepted knowledge that GDP per capita is an ideal measure of a country's economic progress.
Kuznets (1941) proposed that welfare measures start with national income. However, one should also incorporate other factors such as
nonmarket activities, leisure and inequality. In addition, numerous other studies linking income (per capita growth of GDP) with other
potential measures for (elements of) the quality of life (or growth in subjective well being). People in countries with higher GDPs
per capita have longer life expectancies, lower infant mortality, better access to basic education, better protection of their political
rights. (see for example, Pritchett & Summers, 1993; or Gangadharan & Valenzuela, 2001). While many studies have found a link between
income and other potential measures of the quality of life (such as, The UNDP's Human Development Index and the Overseas Development
Council's Physical Quality of Life Index ), it is also easy to show that across countries or regions at a single time, that link is far
from linear and universal (Kenny 2004).
This paper aimed to provide an evidence on convergence in quality of life indicators given in above mentioned survey regarding EU zone
countries and a candidate country Turkey. In 2003, the European Foundation conducted fieldwork for its First European Quality of Life
Survey in 28 countries: the EU25, two acceding countries-Bulgaria and Romania an done candidate country, Turkey. The survey was a
questionnaire-based, representative household survey, which aimed to analyse how variouslife factors affect Europeans' quality of life.
In particular, it adressed a number of key areas: employment, economic resources,housing and local environment, family and household
structure, participation in the community, health and health care, knowledge and education and training.
In this study, we use convergence measure to identify the similarities and differences as well as policy implications. There are a
number of methods of measuring convergence. "Sigma" convergence is a decline over time of the cross-sectional dispersion of a variable,
which can be measured by looking at the size of the standard deviation. For variables that trend upward (or downward) the coefficient
of variation might provide a better reflection of convergence or divergence. Another approach to measuring convergence searches if the
variable displays mean reversion. This measure is known in the literature as beta convergence. We will use both sigma, beta and coefficient
of variation convergence, the standard deviation and the coefficient of variation, but also look at the mean reversion of the variable.
There are some of the challanges facing European and candidate country Turkey's policy makers today. It is believed that the findings
of this paper can contribute to shaping employment and social polies aimed at improving quality of life for all people living in the
EU zone. |
| "Does Inflation Targeting Matter? Evidence From Industrialized Countries" |
Bu çalışma, yarı-yapısal dinamik bir zaman serisi modeli çerçevesinde, enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan gelişmiş ekonomilerin bu rejimi
uygulamayanlara göre sağladığı avantajları araştırmaktadır. İlk olarak, modeldeki zaman değişkenli parametreler yardımıyla “enflasyon antipatisi” ölçümü hesaplanıp,
bu ölçümün iki grup için istatistiksel analizi yapılmaktadır. Daha sonra da, üretim açığına gelen ve enflasyonist olarak nitelendirilebilecek talep şoklarının
enflasyon üzerindeki etkisi yine bu iki grup için incelenmektedir.
Çalışmanın ampirik bulgularına göre, “enflasyon antipatisi” ölçümü iki grup için de son dönemde artarken, bu artış enflasyon hedeflemesi uygulayan grupta istatistiksel
olarak daha fazla olmuştur. Daha da ilginci, üretim açığına gelen şokların enflasyon üzerindeki etkisi, enflasyon hedeflemesi rejimine geçildikten sonra önemli oranla
düşerken, bu rejimi uygulamayan ülkelerde bu tür bir değişim gözlenmemektedir.
|
| "Borsa Getirisi, Üretimdeki Büyüme ve Enflasyon Arasındaki İlişkinin Sektörel Analizi" |
Finans literatüründe borsa getirisi, üretimdeki büyüme ve enflasyon arasındaki ilişkiyi sektörel olarak inceleyen çok az sayıda çalışma
vardır. Bu çalışmalar arasında yer alan Boudoukh, Richordson and Whitelaw (1994) tarafından yapılan bir çalışmada sektörler döngüsel (cyclical) veya döngüsel olmayan
(noncyclical) olarak gruplandırılmıştır. Döngüsel sektörlerde, sektöre ait üretimdeki büyümeyle sanayi üretimindeki büyüme arasında çok yüksek bir korelasyon ilişkisi
bulunmaktadır. Bunun tam tersi döngüsel olmayan sektörler için de geçerlidir. Boudoukh, Richordson ve Whitelaw (1994)’un Amerika üzerine yaptıkları çalışmalarının
sonucunda, döngüsel sektörlerde borsa getirisi ve beklenen enflasyon arasında positive bir ilişki olduğunu döngüsel olamayan sektörler içinse negative bir ilişki
olduğunu göstermişlerdir. Bu çalışmada, aynı ilişkinin IMKB için de geçerli olup olmadığı incelenmiştir.
|
| "Cost of Direct Foreign Investment in Developing Countries" |
a) Foreign Direct Investment with Hysteresis: Short term Rescue or Long-term
Sentence:The foreign direct investment often regarded by countries with balance of payment problems as a potential
source of salvation. Consequences of a rise of direct foreign investment are analysed within two country, four product, six asset
small macro-model. and is shown to have two distinct and offsetting effects. The first effect improves the balance of payments and
prevents devaluation or/ depreciation of the currency. The second effect, the depreciation of the real exchange rate and raises
the return on capital..
In both cases net international debt increases. If foreign direct investment is withdrawn a
consequence of their being the multiple equilibria in the model is that the domestic
country may get stack in a debt-trap. Similarly hysteretic behaviour is displayed in the
real exchange rate.
b) Welfare cost: It is shown that contrary to the conventional wisdom it is likely that the
recipient country will suffer a welfare loss, even though it reduce its trade balance, and
despite it is having a comparative advantage in production in the sector in which direct
foreign investment takes place. Traditional analysts have tended to focus somewhat
disproportionately on the effect of direct foreign investment on the trade balance,
assuming that improvement in the trade balance inevitably implied improvement in the
welfare. The use of a properly micro-founded two country model allows this orthodoxy
to be challenged. |
|
An Empricial Investigation Of Service Quality And Customer Safisfaction In Professional Accounting Firms: Evidence From North Cyprus |
Business organizations make considerable use of professional services. However, it has received
less attention in the context of professional business services than of other consumer services in general. This study
represents an empirical assessment of service quality and customer satisfaction in professional accounting firms operating
in North Cyprus. The general purpose of this study was to examine the potential of SERVQUAL, an instrument frequently
employed to assess the quality of consumer services, in professional accounting firms and to identify those managerial
actionable factors that impact customer satisfaction. In addition, the study explored the relationship among customer
satisfaction, service quality, firm image, and price of service rendered.
The results of the empirical study indicate that (1) the SERVQUAL instrument with five-dimension provides good measurement
of service quality in the context of professional accounting business; only one (i.e., empathy) out of five dimensions of
SERVQUAL were statistically significant related to customer satisfaction, (2) service quality has a positive effect on
customer satisfaction (3) firm image and the price service have positive impact on customer satisfaction, and (4) the price
of service directly influences service quality. The impact on satisfaction from highest to lowest in order was, overall
firm image, price compared to quality and service quality (empathy), respectively. This tells us the firm image is the most
important factor to customer satisfaction, price next and service quality last from firms' perspective. From our empirical
results, we may infer that the client believe that no matter which accounting firm they choose should have a certain degree
of service quality guaranteed in the highly competitive battle field. |
|
Economic performance and political outcomes: An analysis of the Turkish parliamentary and local election results between 1950 and 2004 |
The results of twenty-five Turkish elections for parliament and local administrations between 1950 and 2004 are studied. Turkish voters are
found to take government’s economic performance into account but not look back beyond one year. Furthermore, they are found to hold the major incumbent party
responsible for both growth and inflation but minor incumbent parties, only for inflation. Also, they appear to vote strategically, especially in local and
parliamentary by elections, to diffuse power. Finally, all parties exhibit a steady depreciation in their political capital while in office. These conclusions are
essentially in conformity with the literature on other countries. |
|
The costs of inward direct foreign investment to developing countries |
In this paper a two-country general equilibrium extension of the Stockman -Lucas equilibrium exchange rate model is developed. This
optimizing framework gives the opportunity to analyse the e? ect of foreign direct investment on trade and welfare of both the investor and the recipient countries.
It is shown that, contrary to conventional wisdom, it is likely that the recipient country will su? er a welfare loss, even though it may improve its trade balance,
and despite it having a comparative advantage in production in the sector in which direct foreign investment takes place. Traditional analysts have tended to focus
somewhat disproportionately on the effects of foreign direct investment on the trade balance, assuming that an improvement in the trade balance inevitably implied
an improvement in welfare. The use of a properly micro-founded two-country model allows this orthodoxy to be challenged. |
| Macroeconometric Models for Turkish Economy |
The study presents the specification and estimation of TURKPOL( Turkish Economic Policy Model) , a macroeconometric model for Turkey. It
consists of 13 behavioral equations. The model TURKPOL combines Keynesian and neoclassical elements. The model is based on Keynesian macroeconomic theory in the
sense of conventional IS-LM /aggregate demand- aggregate supply models. The supply side incorporates neoclassical features. The model contains behavioral equations
for the money market, foreign exchange market, factor demand, imports, consumption and labor supply. The public sector contains equations for net tax revenues and
government expenditures on goods and services. Expectations are assumed to be adaptive. This is modeled by using the partial-adjustment dynamic specification that is
including the lagged dependent variable in almost all behavioral equations. The inclusion of lags is also justified by the existence of adjustment costs. The model
is based on quarterly data and the model is able to take better account of short-term developments in key variables. |
|
Common Features and Stylized Facts in Turkish Macro Economy |
The question of importance of the common features in macroeconomy particularly in real business cycle studies is by now widely understood and
manifests itself in numerous studies. On the other hand, in spite of the abundance of studies focusing on developed economies, there has been very few works related
to developing countries. This paper attempts to fill this gap, at least to some extent, by using quarterly observations on consumption, investment and output in
Turkey to investigate both the stylized facts and the common features. The methodology is based on the multivariate structural time series framework. Empirical
results indicate that these aggregates do not have a common cycle; however, a common slope with smooth trend is not rejected indicating that the series are
linked with cointegration of type CI(2,2). |
| Araştırma-Geliştirme Harcamaları ve Ekonomik Büyüme İlişkisi |
Üretim faktörlerinin verimli olarak işlemesi ve üretim sürecine yansımasını sağlayan temel faktör
teknolojidir. Teknolojinin gelişimi ancak Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge)faaliyetleri ile mümkün olabilmektedir. Ar-Ge harcamalarının arttırılması,
üretim süreçlerinde kullanılan teknolojinin yeniliklerle güçlenmesini ve verimliliğin arttırılmasını sağlamaktadır. Artan verimlilik ekonomiye Gayri
Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) artışı olarak yansımaktadır. Çalışma bu süreçten yola çıkarak, seçilmiş OECD ülkelerinde 1970’li yıllardan bu yana
yapılan Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi “Nedensellik Analizi” çerçevesinde ele almıştır. Ekonomik büyümenin dinamiklerinden
teknolojiyi, ekonomik büyümenin motoru olarak kabul eden yeni içsel büyüme modellerine dayalı olarak analiz etmektedir. Ekonomik gelişmenin ar-ge
harcamalarına bağlı olup olmadığını OECD ülkeleri açısından hem uzun hem de kısa vadede analiz eden bu çalışma, ekonomik gelişmede teknolojinin önemini
vurgular. Çalışmada elde edilen bulgular, Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasında nedensellik ilişkisinin bulunduğunu kanıtlamaktadır. |
| Estimation and Testing for Cointegration: A Spectral Regression Approach |
A popular topic in the econometrics and time series area is the cointegrating relationship among the components of a vector autoregressive
time series. The problem became important after the work of Engle and Granger (1987) and has been addressed by many authors: Johansen (1988), Stock and Watson among
many others. Engle and Granger’s least squares method and Johansen’s conditional maximum likelihood method have received the most attention. These tests are
routinely applied to economic time series because the notion of cointegration has a naturel interpretation. Our method uses low frequency components of the cross
periodogram to estimate the cointegration relationship between cointegrated time series. The method improves on the ordinary least squares method proposed by Engle
and Granger in some cases. |
| The Investment Tax Credit and Irreversible Investment |
We examine the impact of random changes in investment tax credit (ITC) policy on the irreversible investment decisions of a monopolistically competitive firm facing de-
mand uncertainty. We examine the impact of increases in risk and changes in persistence in the ITC policy on investment behavior.Our results indicate that a temporary ITC (lower policy persistence) has implications
for both the level and volatility of investment. Lower policy persistence increases the variability of investment both in the short and the long run. It lowers investment in
the short run and may even lower it in the long run as well. Thus, perhaps surprisingly, a temporary ITC does not always lead to higher investment but almost always leads
to more volatile investment. Policy-makers may thus face a long-run trade-off between the level and the volatility of investment. We also find that increases in risk defined
in terms of first-order stochastic dominance and mean-preserving spreads may lead to lower investment. |
| Asymmetric Exchange Rate Pass-Through to Import Prices: A Bi-variate Non-Linear Model |
Existing literature of exchange rate pass-through (EPT) to import prices suggests two types of asymmetries. It is possible that exporters
adjust prices differently in the case of exchange rate appreciations than depreciations. It is also likely that the degree of EPT might depend on the size of
exchange rate changes. This study aims to model the possible EPT asymmetry by using Smooth Transition Regression (STR) models, which are flexible enough to capture
both types of EPT asymmetries. Our results show that the asymmetric and incomplete EPT of US import prices can best be described by the exponential STR model. |
| Organize Sanayi Bölgesinde Inovasyon ve Firmalar Arası İlişki: Ankara Sincan Sanayi Bölgesi |
Organize Sanayi Bölgeleri (Organized Industrial Districts) ve Küçük Ölçekli Endüstri Bölgeleri (Small Scale Industrial Estates) Türk otoriteleri tarafından Türkiye
sanayileşme programının bir parçası olarak kullanılmaktadır ve başarı dereceleri değişmektedir. Bu çalışmanın ampirik kısmı Ankara’daki Sincan Sanayi
Bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada firmalar arası ve firma içi ilişkiler; ve firmanın olası inovasyon davranışına etkisi incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın
ilk aşamasında, dikey girdi-çıktı firmalar arası bağlantılar ve sosyal ilişkileri ortaya çıkarmak temel amaçtır. Sonuç olarak, makine ve teçhizat sektöründeki 86
firmaya anket uygulanmıştır. 79 firmada inovasyon faaliyeti gözlemlenmiştir. İkinci aşamada, inovasyon aktivitesinin belirleyicilerinin ortaya konması
hedeflenmiştir. İki genel bulgu dikkat çekicidir. Birincisi, varolan firmalar arasındaki ve diğer sosyal ilişkiler başarılı inovasyonları teşvik edecek şekilde
oluşmamıştır, hatta başarı olasılığını engellemektedir. İkincisi, ürün ve süreç inovasyonun belirleyicileri çalışmanın başlangıcında tahmin edildiği üzere farklıdır. |
| Variance-Reducing Incentives for Labor Contracts |
This study aims to propose a model for incentive contracts that target to reduce the output
variance. It is a general type of various models suggested in the literature in this framework. The most important contribution of the proposed model is that a variety of observed contracts, for instance
bonus plans and stock options can be derived from it by varying the assumptions about the observability of the variance-reducing actions and about the agent’s degree of risk aversion. The
conclusions suggest that one should not disregard the relevance of variance-reducing actions because disregarding them misleads us about the characteristics of the optimal contract and an inefficient
choice of methods to handle moral hazard problem. |
| Regional Effects of Terrorism on Economic Growth in Turkey |
This paper analyses the effects of terrorism on economic growth across provinces of Turkey for the time period 1987-2001. Following a
traditional global regression analysis, spatial variations in the relationships are examined with geographically weighted regression (GWR) to
reveal some geographical variations in the results. Empirical findings suggest that there is a considerable variation in speeds of convergence of
provinces, which cannot be captured by the traditional beta convergence analysis. Even though the traditional convergence analysis suggests that
terrorism hinders economic growth, its provincial effects are more pronounced for the Eastern and South Eastern provinces compared to the Western provinces |
| Time Varying Preferences of the Federal Reserve |
Given the state of the economy, we estimate the time varying preferences of the Federal Reserve for the three administrations. Our methodology also
allows us to derive the preference shocks. We find that the weight of the output gap in the loss function converges to zero over time, implying that
output gap is important as long as it affects the inflation dynamics. There is one time discrete change in policy preferences during the Volcker
administration, while Greenspan period is silent in that sense. Finally, and importantly, it is possible to generate almost identical interest rate even
without imposing interest rate smoothing incentive on the loss function. |
| Unit Roots or Structural Breaks?: Making a Sense of It All |
The distinction between unit roots and structural breaks is quite difficult since not accounting for one while testing for the other will lead to wrong
inference. That is why the research on unit roots and structural breaks moved in the direction of combining the two under a joint null hypothesis
(Banerjee et al, 1992; Sen, 2003). Despite having positive effects on the power and size, the joint hypotheses leave the practitioner with a blurry
picture on the actual cause of the rejection.
In this analysis, we propose an alternative test statistic that not only gives the exact answers to the stationarity property of the time series but
also detects structural breaks. Our research is a very convenient one-stage procedure that tests the joint null of Sen (2003), deriving pseudo-critical
values to differentiate between different alternative hypotheses. By exploiting the relevant properties of the J and F tests, we integrate a test
statistic that can specifically address the source of deviation in the general alternative. In other words, we distinguish between the exact
sources of the rejection of the null since the values of the statistics are ordered from large to small in the order of stationary - no break, unit root
- no break, stationary - break, unit root - break. Monte Carlo results show encouraging power and size properties of our modified F-test. Finally, we
present the test results on the widely used Nelson-Plosser (1982) macroeconomic data. |
| Küreselleşme Ve Yeni Ekonomik Düzende Piyasa Yapısı Ve Şirketlerin Uzun Vadeli Maliyetleri Üzerine Bir Oyun Teorisi Modeli |
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler küreselleşme ile birlikte Endüstri Devrimindekine benzer bir dönüşüm süreci yaratmıştır. Bu süreçte,
dönüşümün yönünü tahmin eden ve uyum sağlayan şirketler başarılı olmaktadırlar. Yeni Ekonomideki sürekli değişim, bu yeniliklere direnç gösteren şirketleri
yeniliklerin sonuçlarını dahi görmeden elemekte ve bu sebeple bu yeni yapı değişimlerle birlikte hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu gerçekler ışığında bu çalışma Cournot tipi bir oyun teorisi modeli ve Rogers’in Yeniliklerin Yayınımı Teorisini kullanarak bu dönüşüm sürecinde
piyasa yapısı ve şirketlerin maliyetleri üzerinde yorum yapmaktadır. Model piyasadaki ürünlerin teknolojik gelişmeden ötürü hızlanmış yenilenme-değişme
sürelerini, küreselleşmeyi ve rekabetçi ortamda şirketlerin uzun dönem davranışını dikkate alarak şirketlerin maliyet yapısını incelemektedir. Bu çalışma
yenilikçi ürünleri kullanan şirketlerin daha kazançlı olacağını onaylamakta, fakat bu yeni ortamda bazı durumlarda rekabetin artmayacağı ve ne tüketicilerin
ne de şirketlerin bu değişim sürecinden daha kârlı çıkmayacağını göstermektedir. |
| Türkiye'de Döviz Krizlerinin Belirleyicileri |
Son yıllarda dünyanın çeşitli bölgelerinde finansal krizler yaşanmaktadır. Bu krizlerin reel ekonomi üzerinde ortaya çıkardığı ciddi sorunlar,
pek çok araştırmacıyı döviz krizlerinin nedenleri ve belirleyicileri üzerine araştırmaya ve erken uyarı sistemi geliştirme çalışmalarına itmiştir. Ancak bu
çalışmalar içinde özel olarak gelişmekte olan ülkeleri inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu durum literatürde bir boşluk doğurmaktadır.
Çünkü gelişmekte olan ülkeler döviz kriziyle hem daha sık karşı karşıyadır hem de bu ülkeler gelişmiş ülkelerden farklı özellikler taşımaktadır.
Türkiye, 1994 ve 2000-2001 yıllarında iki önemli döviz krizi yaşamıştır. Bu dönemlerde nominal döviz kuru dolar karşısında %50 civarında değer yitirmiştir.
Türkiye’de yaşanan finansal krizler pek çok gelişmekte olan ülkeden daha derin gerçekleşmiş ve ekonomik aktivitede ciddi daralmalara yol açmıştır. Bu sebepten
Türkiye’de krizlerin nedenlerini incelemek önem arz etmektedir.
Bu çalışmanın amacı Türkiye’de döviz krizlerinin olası belirleyicilerini araştırmaktır. Bu bağlamda çalışmada, sinyal yaklaşımı, yapısal model ve Markov rejim
değişimi modeli olmak üzere üç farklı teknik 1992-2004 aylık verileriyle kullanılmıştır. Krizlerin açıklanmasında literatürde farklı yöntemler kullanılmaktadır. Üç
farklı yöntem kullanılarak daha güvenilir sonıçlara ulaşılması amaçlanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre para piyasası baskı endeksi, reel kesim güven endeksi ve
kamu kesimine ilişkin değişkenler döviz krizlerini açıklamada anlamlı bulunmuştur. |
| Uç-değerleri Tespit İçin Kukla Değişkenlerde T-istatistiğinin Kullanımında Ortaya Çıkan Problemler |
Regresyon analizinde bir gözlemin uç-değer olduğundan şüphelenildiğinde o gözlem için bir kukla değişken atanmaktadır. Bir uç-değer veri
kümesindeki diğer gözlemlerin sahip olduğu (doğrusal) davranışa aykırı bir davranış sergileyen ve modelde yer almayan etkili değişkenlerin devreye girmesi sonucu
elde edilmiş gözlemdir. Bu gözlem istatistiklere dahil edilmesi durumunda diğer gözlemler ile ulaşılacak bilimsel çıkarsama sonuçların tam tersi sonuçlara sebep
olmaktadır. Tedbir alınmazsa bir tane bile uç-değer sonuçları tamamen değiştirebilmektedir. Bu sebeple uç-değer varlığında en küçük kareler tahminleri çökmektedir.
Bu durum büyük bir tehlike yaratmaktadır, çünkü en küçük kareler tahminleri çok yaygın olarak kullanılmakta ve uzun zamandan beridir en kaliteli verilerin bile
uç-değer içerdiği, buna ilaveten kaliteli iktisadi veri olmaya çok az sayıda aday veri olduğu bilinmektedir.
Bu çalışma, eğer bir ekonomik şok, teknolojik buluş, doğal afet veya yanlış bir kayıt sonucu oluşmuş bir uç-değer varsa eksik olan değişkenin kukla değişkenler
tarafından temsil edilebilirliğini irdelemektedir. Buna ilaveten en küçük kareler yöntemi kullanıldığında istatistikler kukla değişken kullanımından nasıl
etkilenmekte teorik olarak incelenmektedir. Güncel bilimsel literatür incelendiğinde halen uç-değerleri tespit etmek için en küçük kareler yönteminde kukla
değişkenlerin t-istatistiğinin kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada t-istatistiğinin her zaman bu konuda başarılı olmadığı teorik olarak ispatlanmakta ve bu
çalışma için hazırlanmış örneklerde gösterilmektedir. Buna ilaveten sağlam regresyonda uç-değer tespit edilmek için kullanılan Cook’s mesafesi, DFFITS,
DFBETAS istatistiklerinden daha kolay hesaplanan standardize edilmiş kalıntı değerinin kukla regresyon sonuçlarından nasıl elde edileceği gösterilmektedir. Bu
sayede regresyonda şüpheli verinin uç-değer olup olmayacağı tespit edilmektedir.
Bir gözlem için kukla değişken kullanıldığında Greene en küçük kareler parametrelerinin, bu gözlemi silip regresyon yapıldığında elde edilen parametreler
ile aynı olduğunu vurgulamakta, buna ilaveten Studenmund varyansında da aynı özelliği gösterdiğini eklemektedir. Bu durum bu çalışmada teorik olarak
gösterilmekte ve belirtme katsayısının (R2) iyileştiği fakat F-istatistiğinin belirsizlik gösterdiği ispatlanmaktadır.
Studenmund kukla değişkenin katsayısının o gözlemin diğer gözlemler regresyona tabi tutulduğunda regresyona dahil edilmeden oluşacak kalıntı değeri ile
aynı olduğunu vurgulamakta ve bu çalışma bu gerçeği kullanarak sağlam regresyondaki standardize edilmiş kalıntı değerini hesaplamaktadır. Bu hesaplama kukla
değişkenli regresyonda kukla değişkenin katsayısının regresyon standart hatasına oranının standardize kalıntı değerine eşit olduğu gerçeğini göstererek yapılmaktadır.
Bu çalışmada kurulan genel regresyon modeli ile kukla değişken ve uç-değer mevcudiyetinde regresyon parametrelerini, varyansı, t-istatistiğini, F-istatistiğini
hesaplanmakta ve teorik olarak t-istatistiğinin hangi durumlarda yetersiz kaldığı ispatlanmaktadır. Buna ilaveten sağlam regresyon ile uç-değer tespit yöntemleri
temel alınarak ne zaman t-istatistiğine güvenilebileceği irdelenmektedir. Ortaya çıkan teorik sonuçlar kullanılarak t-istatistiğinin tespit edemeyeceği fakat
standardize edilmiş kalıntı değerinin tespit ettiği uç değerler olan veriler örnek olarak sunulmaktadır.
Elde edilmiş sonuçlar çerçevesinde önerilen istatistiğin Cook’s mesafesi, DFFITS, DFBETAS istatistiklerinden daha kolay hesaplanabilir olduğu
görülmektedir. Önerilen istatistiğin aynı zamanda bir kalıntı değeri olması bu gözleme etki eden ve modelde yer alamayan değişkenin etkisini ölçmektedir. Bu etki,
regresyon modelinin doğruluğu ya da yeni değişkenlerle tekrar kurulmasında etkili olabilecektir. Buna ilaveten, kukla değişkenlerde t-istatistiğinin yüksek çıkması
durumunda bunun uç-değer olma olasılığını arttırdığı fakat kritik bir t değerinin olmayacağı veya her model için ayrı bir kritik t değeri tablosu hazırlanması
gerektiği çalışmadan çıkan başka sonuçlardan biridir. Buna ilaveten regresyona istenildiği kadar kukla değişken ilave edilebileceği ve bunun çoklu doğrusal bağlantı
yaratmadığı görülmektedir.
Son olarak kukla değişken ile uç-değer tespiti en kolay sağlam regresyon yöntemi olmakla birlikte eğer bütün uç-değerler kukla ile temsil edilmemesi durumunda
sonuçların güvenilmez olacağı vurgulanmalıdır. Aynı şekilde, önerilen istatistik ancak bütün uç-değerler kukla değişkenler tarafından temsil edilirse güvenilir
sonuçlar üretmektedir. Sonuçlardan şüphe duyulması durumunda sağlam regresyon yöntemleri ile veriler uç değer için taranmalıdır. Uç-değerler bilimsel sonuç çıkarmaya
darbe vurmaktadır, çünkü uç-değer mevcudiyetinde sonuçlar bilimsel teoremleri desteklemeyebilmektedir. Buna karşı tedbir alınmaması durumunda hipotez aşamasında
bulunan bir çok teorem veya kanun olarak kabul edilmeden elenebilir. Bu sebepler, bilimsel hipotezlerin ya da teoremlerin savunduğu fikir “sağlam” (regresyon
sınamasından geçmiş) veriler ile sınanmadıkça kabul görmeleri imkansız olacaktır, çünkü sonuçlar yanıltıcı olmaktadır.
|
| Yordama (Forecast) Sonuçlarını Doğrulamanın Önemi Üzerine |
We discuss the various sources of error in numerical computations with the use
of examples from the literature relevant to time series analysis. We also submit a
case where, by manual verification, we were able to discover a plausible forecast to
be erroneous due to a number of software flaws in the XLSTAT addin for Microsoft
Excel. Furthermore, after discussing the alternative techniques for implementing on
a computer the ARIMA (AutoRegressive, Integrated, Moving Average) methodology,
we show that different approaches can cause considerable discrepancies in the results
across different programs and even within a single software system. |
| Global Kredi Krizi ve Gelismekte Olan Piyasa Ekonomilerine Etkileri |
Kaldıraçlı işlemler gerçekleştiren uluslararası yatırımcıların bu pozisyonlarını gözden geçirmeleri sonucu gelişmekte olan piyasa
ekonomilerine ait finansal varlıklara olan talebi azalmış ve borçlanma imkânlarında daralmaya ve maliyetlerde artışa neden olmuştur. Bu problem 1998 yılında
Calvo`nun çalışması ile sermaye akımlarında aniden ve büyük çaplı duruşların ve tersine dönmelerin kısacası dış finansman imkânlarının ortadan kalkmasının döviz
kurunda meydana getirdiği değişmelere dikkat çekilmiştir. Son finansal krizde gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden ‘ayrıştığı’ tezi ise gündemden düşmüş ve böylece
gelişmekte olan piyasa ekonomilerine iliksin algılama hızlı bir şekilde bozulmuştur. Simdi gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde politikacılar global resesyonun U
veya L seklinde olmasının getirdiği zorlukları ve sermaye akımlarının tersine dönmesi probleminin üstesinden gelmeye çalışmaktadırlar.
Ülkenin kendini koruyacak önlemler almasına kısaca kendini sigortalamasına yarayacak önlemler IMF programı ile birlikte istikrar
ve piyasa odaklı para ve kurala bağlı bir maliye politikası, problemi bir sektörden diğerine kartopu etkisiyle hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayan bilanço kırılganlıklarının
azaltılması, rezerv yeterliliği gibi politikaları içermektedir.
Sağlam makro ekonomik politikalar ve kurumsal taahhütleri içeren politikalar risk primleri üzerinde olumlu etki yaparak kırılganlığı azaltmaktadır.
Kur ve vade uyumsuzlukları ve sermaye yapısı problemleri ülkeleri borcun çevrilememesi riski ile karşı karşıya getirmektedir. Sağlam bilanço yapısı reel ve finansal şokları
absorbe etmede oldukça önemlidir. Hükümetler koşullu yükümlülükleri sınırlayarak borç stokunun artmasını engellemelidirler. Buna ek olarak bilanço kırılganlıklarını
göz önünde bulundurarak algılamada meydana gelecek değişmelere karşı kırılgan olan gelişmekte olan piyasa ekonomileri şoklara karşı daha fazla rezerve bulundurmalarıdır.
|
| Türkiye’de Hizmet Sektörü ve Mal Sektörü Enflasyonlarının Belirleyicileri: Ekonometrik bir Analiz |
Merkez bankasının enflasyon hedeflerini tutturmada güçlük çekmeye başlamasıyla birlikte, tüketici fiyatları sepetinin iki alt kalemi olan
hizmetler ve mallar sektörleri fiyatlarının farklı seyir izlemeleri ve hizmet sektörü enflasyonunun mal sektörü enflasyonuna kıyasla yüksek seyretmesi akademik
çalışmalarda incelemeye konusu olmaya başlamıştır. Konuya ilişkin gerek teorik gerekse kantitatif çalışmalar gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkelerde çok
sınırlı kalmıştır. Genellikle gelişmiş ülkelerde yaşanan bu fiyat davranışı farklılaşması, özellikle dezenflasyon dönemlerinde olmak üzere, Türkiye’de de belirgin bir
biçimde gözlenmiştir. Bu çalışma literatürdeki kısıtlı sayıdaki araştırmaya ve hizmet sektörüne ilişkin veri darlığına rağmen Türkiye’de iki sektörün sergilemiş
olduğu farklı fiyat dinamiklerini VECM modeli yardımıyla tahmin etmeyi amaçlamıştır. Çalışmada iki sektör fiyat hareketleri arasındaki dinamikler iki sektör
arasındaki verimlilik farklarına, kur gelişmelerine, küresel rekabete ve son olarak refah düzeyi arttıkça hizmetler sektörüne yönelik talebin artması gibi iktisadi
faktörlere bağlanarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ampirik çalışmamız sonucunda göreli fiyat serisi ile literatürde kabul edilen iktisadi faktörler arasında uzun
dönemli bir ilişki olduğu sonucuna ulaşırken, özellikle kur ve sektörler arası verimlilik farklarının göreli fiyat hareketini açıklamada büyük pay sahibi olduğu
saptanmıştır. Bu anlamda, enflasyon hedeflemesi yapan ve politika tedbiri alırken enflasyon tahmini yapmak zorunda olan bir merkez bankası için bulgularımızın
önemli olduğunu düşünmekteyiz. |
| Cari açık ve petrol fiyatlarının kısa dönem analizi |
Bu çalışmada petrol fiyatlarının cari işlemler dengesi üzerindeki kısa dönemli etkileri son on yıllık dönem için incelenmektedir.
Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalanması için enerji güvenilirliğinin sağlanması gerekliliği ve cari açığın temel makroekonomik kırılganlıklardan biri olması,
enerji fiyatlarının çok arttığı son dönemde bu analizi önemli kılmaktadır. Çalışmada sırasıyla yapısal vektör otoregresyon modeli ve Markov değişen rejimler modeli
kullanılarak, petrol fiyatlarının cari işlemler dengesi üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye'de cari açık dinamiklerinin, petrol
fiyatları, üretim açığı ve kur dengesizliğinin açıklayıcı değişken olarak yer aldığı yapısal bir model çerçevesinde başarıyla açıklanabildiğini göstermektedir.
Ayrıca, petrol fiyat şoklarının cari açığın GSYİH'ya oranının 3%'ü geçtiği dönemlerde etkili olduğu bulunmaktadır. |
| Teknolojik Değişme ve İstihdam İlişkisinin Sektörlerarası Etkilerinin Analizi |
Teknolojik Değişme ve istihdam arasındaki ilişki üzerine akademik düzeyde son derece zengin tartışmalar yapılmaktadır. Konunun kökeni,
klasik iktisadi düşünceye dayanmakla birlikte, son dönemde sözkonusu ilişki, hem farklı boyutlarıyla incelenmekte, hem de teknolojik değişmenin niteliği, süreç ve
ürün yeniliği ile organizasyonel yenilik biçiminde ortaya çıkması durumunda, istihdam etkilerinin farklılaşabileceği belirtilmektedir. Bu çalışma, süreç yeniliği
biçiminde gerçekleşen teknolojik değişmenin istihdam üzerinde sektörlerarası bağlantılar yoluyla gerçekleşen etkilerine odaklanmaktadır. Sektörlerarası ilişkiler,
Girdi-Çıktı tablolarından hesaplanmış, süreç yeniliği biçimindeki teknolojik gelişme de, stokastik sınır analizi yardımıyla tahmin edilmiştir. Buna göre, herhangi
bir sektördeki istihdam artışı üzerinde, diğer sektörlerde meydana gelen teknolojik değişmenin uyardığı ileri bağlantıların herhangi bir katkısı olduğu saptanamamış,
geri bağlantıların ise, sektörlerin istihdam artış hızı üzerinde marjinal düzeyde de olsa pozitif bir katkısı olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, geri
bağlantılardan elde edilen pozitif katkı, teknolojik değişmenin emeği ikame edici negatif etkisini ortadan kaldırmaktan çok uzaktır. |
| Orman İşletmelerinin Etkinlik Analizi: Türkiye’den Bulgular |
Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki orman işletmelerinin üretim etkinliklerini belirleyen işletmeye özgü ve dışsal faktörleri ortaya çıkararak
orman işletmelerinin etkinliğinin artırılması için politika önerileri üretmektedir. Bu çalışma Stokastik Sınır Yaklaşımı’nı kullanarak Türkiye’deki orman
işletmelerinin etkinliğinin ölçüm ve anlaşılması ile ilgili yapılan ilk analizdir. 217 orman işletmesi ile ilgili oldukça detaylı bir şekilde oluşturulan veri seti
ile orman işletmelerinin etkinlik performansları 2002-2006 yılları için incelenmiştir. Translog üretim sınırı yaklaşımı kullanılarak elde edilen panel tahmin
sonuçları Türkiye’nin farklı bölgelerindeki orman işletmeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ciddi etkinlik farklılıklarının olduğunu göstermektedir. Ayrıca,
silvikültürel faaliyetler, orman serveti, verimli orman alanı, erken üretim oranı, AR-GE harcamaları ve yangınların işletme etkinliğini pozitif olarak etkilediği
bulunmuştur. |
| İMKB Firmaları İçin AR-GE Harcama Kararlarının Modellenmesi: Örneklem Seçimi Yaklaşımı |
Ar-Ge harcamalarını belirleyen faktörler üzerine yapılan birçok çalışma olmasına rağmen, bu çalışmaların çok azı Ar-Ge faaliyeti
yürütenlerin firma popülasyonu içindeki rastsal bir örneklem olmamasından kaynaklanan “seçim yanlılığı” problemine değinmektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan
ülkelerde, firmaların birçoğu piyasa aksamaları ve azgelişmiş finansal piyasalar yüzünden Ar-Ge harcaması yapmadıklarından, Ar-Ge faaliyeti yürütmedeki ilk engeli
aşmada teşvik edici olan Ar-Ge destek politikları da bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Ar-Ge faaliyetini belirleyen faktörler, 1998-2007 yılları
arasında İMKB’de listelenen finans-dışı firmalardan oluşan panel veri seti kullanılarak incelenmektedir. Bulgular, KOBİ’lerin daha az Ar-Ge faaliyeti yürütmelerine
rağmen büyük ölçekli firmalara göre nispeten daha fazla Ar-Ge harcaması yaptıklarını göstermektedir. Buna ek olarak, kamu Ar-Ge desteğinin Ar-Ge faaliyeti yürüten
firmaların Ar-Ge yoğunluğunu arttırmada güçlü bir etkisi vardır. |
| Türkiye’de Formel ve Enformel İşyerleri Arasındaki Üretkenlik Farklılıkları |
Enformel sektör tüm gelişmekte olan ülkelerde istihdam ve üretimin önemli bir payını oluşturmaktadır. Enformel sektörün pek çok araştırmacı
ve politikacı tarafından gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğu istihdam için önemli bir kaynak olarak görülmesine karşın, enformel firmaların daha az üretken
olduğu, niteliksiz işgücü çalıştırdığı ve daha düşük ücretler ödediğine ilişkin sayısız kanıt vardır. Bu çalışmada Türkiye’de formel ve enformel firmalar arasındaki
üretkenlik farklılıklarının nedenleri incelenmektedir. Enformel sektör verilerinde hata payı fazla olabileceği için üretkenlik farklılıklarını incelemek için iki
farklı düzeyde, firma-düzeyi ve kişi-düzeyinde, analiz yapılmıştır. Firma-düzeyindeki analizde formel ve enformel firmaların üretkenlikleri “matching propensity score”
ve değişken regresyon analizi (“switching regression methods”) yöntemleri kullanılarak tahmin edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Kişi-düzeyindeki analizde ise formel
ve enformel işçi ücretleri multinomial seçme modeli kullanılarak karşılaştırılmıştır.
Bulgularımız formel ve enformel firmalar arasında üretkenlik, formel ve enformel işçiler arasında da ücret farklılıklarının önemli miktarda olduğunu göstermektedir.
Ayrıca daha eğitimli girişimcilerin ve işçilerin formel sektörü tercih ettiği hipotezi veriler tarafından desteklenmektedir. Öz-seçim (self-selection) süreci formel
ve enformel firmalar arasındaki üretkenlik farklılığının artmasına katkıda bulunmaktadır.
Yaşam-döngüsü ve öğrenme hipotezleri de bulgularımız tarafından desteklenmektedir. Yaşlı (daha deneyimli) firmalar formel sektörde çalışma eğilimindedir. Fakat
enformel çalışma ve yaş arasındaki ilişki girişimciler ve işçiler için ters-U şeklindedir. Tüm bu farklılıklar (öz-seçim, donanımlardaki farklılık, öğrenme, vb)
kontrol edildiği durumda da üretkenlik farklılığı devam etmektedir.
Araştırma sonuçları Türkiye’de üretkenliğin arttırılması açısından kullanılmayan önemli bir potansiyel (enformel çalışmadan formel çalışmaya geçilmesi) olduğunu
göstermektedir. Formel olarak çalışmanın üretkenlik etkisi hizmetler kesiminde (sanayiye göre) daha yüksektir fakat formel çalışma zorunda kaldığında hizmet
kesimindeki pek çok firmanın ayalta kalamayacağı da görülmektedir. |
| Ağyapılar Vasıtasıyla Öğrenmeyi Öğrenmek: Ankara’nın Gelişmekte Olan Bölgelerindeki Makina Ve Mobilya Sektörleri Örneği |
Son yıllarda görülmekte olduğu üzere firmalar, inovasyon yaparak performanslarını ve rekabet güçlerini artırmak amacıyla “organizasyonel öğrenme”
ve yetkinliklerini artırmanın yeni ve sürdürülebilir yollarını aramaktadırlar. Birçok ampirik
araştırma da sanayi bölgelerinin inovasyon performanslarının yetkinlikleriyle sıkı ilişki içinde
olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgesel sistemler, dışarıdan alınan kodifiye bilginin bölge içinde
üretilmiş örtük bilgiyle birleştirilebilmesine imkan tanıdığı için söz konusu yetkinlikler,
sanayi bölgelerinin rekabet güçlerini oluşturan çok önemli unsurların başında gelmektedir.
Bununla birlikte, belirli alanlardaki bölgesel üretim zincirlerinin; üretim süreçleri, hammadde
tedariki vb’den kaynaklanan sabit ve değişken üretim maliyetlerini düşürme konusunda da avantaj
yarattığı varsayılabilir. Hatta bilginin üretimi ve yayılmasında en büyük paya, bir bölgede
birbirine benzer ve ilişkide olan firmalardan oluşmuş, yerelleşmiş ağyapıların sahip olduğu
ileri sürülebilir. Firmalar yeni ilişkiler kurarak, belirli bölgesel normlar, değerler ve
kurumlar aracılığıyla, yeni ve daha da hızlı yayılan bilgiyi aynı anda öğrenmeyi öğrenmektedirler
. Bu çalışmadaki temel düşüncelerden biri; ağyapıların temelde, öğrenme süreçlerini değerli
kıldıkları için önemli olduklarıdır. Bu bağlamda ağyapıların, önemli kamu ve özel yarar ortaya
çıkardığı öne sürülebilir. Bu çalışmada, Ankara’nın gelişmekte olan bölgeleri örneğinde, farklı
kurumsal mekanizmalar dahilinde bölgesel kalkınma politikalarının oluşturulmasına imkan tanıyan
ağyapı faaliyetleri ile ilgili kanıtlara odaklanılıp, bu kavramlara ne şekilde netlik
kazandırılabileceği incelenmektedir. |
| Türkiye İmalat Sanayinde Yabancı Sermaye Yatırımlarının Teknolojik Değişim Sürecine Etkisi: 2003-2006 Dönemi İçin Bir Panel Veri Analizi |
Doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYSY), 1980’lerde ivme kazanan küreselleşme sürecinin önemli bir unsurudur. DYSY hareketleri ilk
başlarda daha ziyade gelişmiş ülkeler arasında gerçekleşmiş olsa da, zamanla gelişmekte olan ülkeler de (GOÜ) bu sürece dahil olmuş ve sermaye hareketlerinden
aldıkları payı artırmışlardır. Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ) aracılığıyla GOÜ’lere yapılan yatırımların bu ülkelerin ekonomilerine olan etkisi, kuramsal ve görgül
çalışmaların konusu olmuştur. DYSY’nin günümüzde çok önemli bir teknoloji transferi kaynağı olduğu gerçeğinden hareketle, firma verisi kullanan bir dizi çalışma,
ÇUŞ’ların GOÜ’lere getirdikleri teknoloji, yönetim becerisi, pazarlama gibi gayri maddi varlıkların yerli firmalara aktarılıp aktarılmadığını irdelemeye çalışmıştır.
Bu çalışmalar, DYSY kaynaklı yatay ve dikey teknoloji taşmaları (spillovers) olup olmadığını uygun ekonometrik yöntemlerle sınamıştır. Farklı ülkeler için yapılan
ekonometrik çalışmalar, DYSY’nin GOÜ’lerin teknolojik değişim sürecine olan etkisi hakkında çelişkili mesajlar vermektedir.
Araştırmamızda TÜİK’in yılık Yapısal İş İstatistikleri anketi çerçevesinde toplanan girişim verileri kullanılmış, Türkiye imalat sanayinde 2003-2006 yılları arasında
DYSY kaynaklı teknoloji taşmaları olup olmadığı incelenmiştir. Özet istatistikler, yabancı sermayeli firmaların imalat sanayinin birçok alt sektörünün istihdam,
üretim ve katma değerdeki payının yüksek düzeye ulaştığını göstermektedir. Bu çerçevede bir üretim fonksiyonu tahmin edilmiş, 2002 girdi-çıktı tablosu kullanılarak
yatay ve dikey teknoloji taşma göstergeleri hesaplanmış (dikey taşma göstergeleri, sektörlerarası geriye ve ileriye bağlantıları gösteren iki kategoriye ayrılmış) ve
modele bir dizi kontrol değişkeni eklenmiştir. Sabit etki tahmin yöntemi kullanılarak yapılan panel veri analizinin ilk sonuçları söyle özetlenebilir: (i) yatay
teknoloji taşmalarının yerli firmaların verimliliğine pozitif ve anlamlı etkisi vardır (ii) geriye bağlantıların verimliğe etkisi ya pozitiftir ya da istatistiksel
olarak anlamsızdır ve (iii) ileriye bağlantılar verimliliği negatif yönde etkilemektedir.
|